“Afrika toplumu ile dostluk bağlarımız kuvvetlendirilmeli”

Ekseriyeti mazlum coğrafyalardan oluşmak üzere 110’a yakın ülkede Türkiye’yi temsilen bulunan ve burada gördükleri/yaşadıklarıyla kitaplara sığdırılamayacak kadar hatıra biriktiren biri İsmail Hakkı Turunç… Türk Kızılay Genel Başkan Vekili ve 15 Temmuz De

28 Aralık 2020, 17:48
“Afrika toplumu ile dostluk bağlarımız kuvvetlendirilmeli”

Türk Kızılay Genel Başkan Vekili İsmail Hakkı Turunç geçmişte uzun yıllar İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) başkan danışmanı olarak Uluslararası Yardım Koordinatörlüğü görevini üstlendi. Bu vesileyle bizzat sahada Türkiye’nin ne demek olduğuna şahit olan Turunç paylaşmanın, politikanın dışında insanî bir vazife olduğunun altını çizdi.

“Bugüne kadar gerek geçmişte görev aldığım İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) gerekse halen devam eden Türk Kızılay’daki görevim münasebetiyle ama bunların da ötesinde insanî sorumluluğumuz açısından baktığımızda insanı yalnızca yaşadığı coğrafya, toplum, sosyal çevresi veya ailesi ilgilendirmez. İnsan, yaradılış gayesinin ve dünyaya getiriliş sebebinin bilincindeyse dünyaya karşı –meşru ölçüde- her şeye duyarlı olmak zorundadır.

[2016 Kurban Bayramı, Makedonya]

Böyle bir kültürün içinde doğmuşuz. Bunun için insan dediğimiz varlığın dünyaya gelişi ve gidişini tayin etmesi kendi kudretinde bulunan Allah’a şükretmeliyiz. Farklı coğrafyalarda da doğmuş olabilirdik fakat bizim medeniyetimiz asırların yoğurduğu ve insanca yaşamanın, paylaşmanın erdem olarak kabul edildiği bir uygarlık. Bu kültür ecdadımızın dinî/insanî değerlerimizi koruyarak bize taşıdığı bir ikram, bir doğuştan kazanım ve nasip oldu bizim için. Dolayısıyla bu da diplomasimize, sivil toplum çalışmalarımıza ve lobi anlayışımıza yansıdı zaman içerisinde. Bizi farklı kılan en önemli etkenlerden birisi de budur kanaatindeyim.

Kısaca söylemek istediğim; dünyada farklı kültür ve coğrafyalarda milyarlarca insan yaşıyor ve özellikle belli coğrafyalarda doğuştan veya sonrada çeşitli eksiklikleri olan insanlar var. Buna sadece diplomatik olarak değil; insan teki olarak duyarsız kalınmaması gerekiyor. Medeniyetimizin gerekliliği ve tarihin bize biçtiği bir görev bu.

Yaklaşık 110 ülkeye gittim. Bu ülkelerin kimisine uluslararası toplantılar için gitsek de genel olarak hep az önce bahsettiğim mesajları vermeye çalıştık. Diğer ziyaretlerde de tüm bu mesuliyetlerin daha çok farkına varmaya çalıştık. Mazlum coğrafyalarda temel insanî ihtiyaçların dışında bir sıcak tebessüme ve hoş bir söze veya insan olmanın verdiği yaklaşıma ihtiyaç duyuyor insanlar. Bunu hiçbir karşılık beklemeden, karşılığını yalnızca Allah’tan bekleyerek yaptığınız zaman zaten o insanlar sizin farkınızı anlıyor ve sizi bağırlarına basıyorlar.”

“Aslında Afrika, yeraltı su kaynağı açısından dünyanın en zengin kıtalarından biri!”

Afrika’da 27 ülkeyi ziyaret eden, insanî yardım faaliyetlerinde bulunan ve diplomasinin gelişmesi üzerine çalışan İsmail Hakkı Turunç, Afrika coğrafyası ve insanının yanlış tanıtıldığını ifade etti.

“Afrika’da 27 ülkeyi ziyaret ettim. Çok garip bir coğrafya. Yeraltı zenginlikleri açısından çok bakir bir yer. Bilinenin dışında bir şey paylaşayım sizinle. Kime sorsanız; dünyada en fazla açlık, yoksulluk ve özellikle susuzluk çeken bölgesi olarak hiç düşünmeden Afrika’yı gösterir. ‘En fazla hangi kıtada insanlar susuzluktan ölüyor? diye sorsanız insanlar yine hiç düşünmeden haliyle Afrika kıtası derler. Bu konunun ilginç, beni de şaşırtan bir tarafı var. Afrika’nın yarısını ziyaret etmiş, en köhne yerlerine girmiş, naçizane ülkesini temsilen oralarda bulunmuş biri olarak devlet ve yerel yöneticilerle ve gittiğimiz yerlerin kanaat önderleriyle görüştüğümde bana dünyanın yeraltı su kaynağı açısından en zengin kıtalarından birinin Afrika olduğunu söylediler. Peki, bu zenginliğe rağmen neden insanlar susuzluktan ölüyor? Bunun çok basit bir cevabı var. 54 Afrika ülkesinin bir veya iki tanesi dışında hepsi sömürü altında. Yerin altındaki suyu işlevsel hale getiremezseniz ve birileri sizi sömürürse milattan sonra 2020 yılında dahi susuzluktan ölebilirsiniz.

Sömürgen ve emperyalist ülkeler hep kendi menfaatlerini düşünmüşler. Çıkan bütün yeraltı ve yer üstü kaynaklarını kendileri çıkartıp temin etmişler. Böyle garip bir tablo var Afrika’da…

[İsmail Hakkı Turunç, geçmişte uzun yıllar İstanbul Büyükşehir Belediyesi Uluslararası Yardım Koordinatörlüğü görevini üstlendi.]

Biz ise Türkiye olarak kendi değerlerimiz doğrultusunda şu yönde düşünüyor ve diplomasi geliştiriyoruz; bir ülkenin teknolojisinden, ticaretinden ve kaynaklarından istifade edebilirsiniz. Ortak yatırımlarda bulunabilirsiniz. Ama sömürgeci bir anlayışla bunu yapamazsınız. O ülkede doğan veya çıkan bir şey öncelikle o ülkenindir. İnisiyatifi o ülkenin kendisine aittir.

Uluslararası bazı şirketlerin ve bazı ülkelerin tüm yeraltı kaynaklarını sömürerek, sömürdüğü ülkeye hiçbir söz hakkı tanımamalarının ne bir izahı ne de insanî bir tarafı var…”

“Afrika’da beyaz adama karşı haklı bir önyargı var”

İsmail Hakkı Turunç, yer altı kaynaklarından önce de Afrika insanının bizzat kendisinin Avrupa ve ABD’ye köle olarak götürülerek sömürüldüğüne dikkat çekti ve Türk Milleti ile Afrika toplumunun kardeşlik bağlarının daha da güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Bugün bütün dünyada, Afrika’da hiçbir şekilde yaşam olamayacağı, topraklarının bereketsiz ve fakir olduğu yönünde bir algı oluşturuluyor. Hâlbuki alakası yok! Madem öyle büyük Avrupalı şirketler, niçin girilmedik sokak bırakmıyor Afrika’da? Demek ki burada askerî, siyasî ve iktisadî hesaplar var. Aksine Afrika kıtası çok mümbit ve kendi insanına bırakıldığında gayet yaşanabilir topraklar. Bunlar sadece bizim bakış açımız değil. Gittiğimizde ülkesini ve coğrafyasını seven kanaat önderlerinin, devlet adamlarının söylemleri, büyük güçlerden ve emperyalist devletlerden gelenlerin çok az bir kısmının iyi niyetler beslediklerini, geri kalanının tamamen sömürmeye geldiklerini ifade ediyorlar.

Afrika’da beyaz adama karşı haklı bir önyargı var… Çünkü yer altı kaynakları keşfedilmeden önce de bölge insanı, Avrupa ve ABD’ye köle olarak götürülmüş, ticareti yapılmış, onuru çiğnenmiş.

Bu bakış biz Türklere gelince değişiyor. ‘Biz Müslümanız, değer yargılarımız var. Yaratılanı Yaratan’dan ötürü severiz!’ bilinciyle yaklaştığımız zaman, -hele de Osmanlı’yı ve Türk tarihini az buçuk bilenler- bize hemen kardeş gözüyle sarılıyorlar. Diğer beyazlardan farklı olduğumuzu da her fırsatta dile getiriyorlar. Tabi yine de bu insanî diplomasiye ve yaklaşıma kesintisiz devam etmek şart, dokunmak şart. Çünkü bırakın Türkiye’yi bilmeyi, kendi başkentine hatta yakın kilometredeki komşu illerine bile hiç gitmemiş insanlar var. Ancak üniversite okumuş veya dünyayı tanıyanlar istisna tabi. Derdimizi anlatınca bizzat kendileri, Türk Milletini bildiklerini ve sevdiklerini ifade ederek anlatmaya başlıyorlar. Bizim de -şoven bir anlayışla söylemiyorum bunu ama- ecdadımızla ve adaletiyle gurur duymamamız mümkün değil. Çok şükür bugün de Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu onurlu duruşu gösteriyoruz ülke olarak…

Velhasıl bu bahsettiklerim başta ifade ettiğim gibi biraz yaradılış gayesi ile ilgili. Bir kardeşlik hukukunuz var, bunun yanında farklılıkları olan toplum ve insanların da hakkını gözetmeniz gerekiyor. Adaletle yaklaşmanız gerekiyor. Bu diplomasi ve politikayı da aşan bir şey aslında.

Bizi disipline eden değer yargılarımızla hareket ettiğimiz zaman bu bizi başka kılıyor insanların gözünde. Özellikle bunu okuyan genç kardeşlerimize tavsiyem; tarihimizden aldığımız ilhamın penceresinden değerlendirerek ülkesini ve geleceğini çerçevelendirmeleridir. Anlatılarak bitecek şeyler değil bunlar. Asırlarca aynı sevinci, üzüntüyü, birlikteliği yaşadığımız Afrika’dan Rumeli’ye ve dahi Kafkaslara kadar Türkiye ve Türk Milleti var olmalıdır. Yineleyerek söylüyorum; bu tarihin bize yüklediği bir vazifedir. Mazlum coğrafyalardaki insanların bizim kardeşliğimize, bizim de onların kardeşliğine ihtiyacımız var…”

açık