banner23

banner26

banner24

banner25

“Batı Trakya’daki her soydaşımız hakları için yeri geldiğinde birer askerdir!”

Özerk Batı Trakya Müzakere Meclisi Kurucu Başkanı ve Yunanistan Türkleri Derneği (YUNTÜRK) Genel Başkanı Ferruh ÖZKAN, SavunmaTR'ye özel açıklamalarda bulundu.

17 Ağustos 2020, 13:11
“Batı Trakya’daki her soydaşımız hakları için yeri geldiğinde birer askerdir!”

17 yaşında genç bir delikanlı iken başladığı mücadelesini bugün de sürdürüyor… Özerk Batı Trakya Müzakere Meclisi Kurucu Başkanı ve Yunanistan Türkleri Derneği (YUNTÜRK) Genel Başkanı Ferruh ÖZKAN, hem kendisini hem de dava edindiği özerk Batı Trakya’yı, mücadeleye başladığı yaşlarda bir genç olarak görüyor.

SavunmaTR’ye önemli açıklamalarda bulunan Özkan ile, Batı Trakya’nın dününü, bugününü ve geleceğini konuştuk. Yunanistan’ın sert ve sessizce uyguladığı asimilasyon politikalarına değinen Ferruh Özkan bu konuda gündemi değiştirecek noktalara değindi.

Özerklik haklarımız yıllardır gasp ediliyor!

YUNTÜRK Genel Başkanı Ferruh Özkan, Batı Trakya Türkleri’ni KHK’lar ile yönetmeye çalışan Yunanistan’ın, bölge halkı için Türk adını kullanmaktan bile imtina ettiğini dile getirdi.

“Biz Türk milleti ve yöneticileri olarak Batı Trakya meselesine duygusal baktık hep. Yunanistan hep doğru söylüyor gibi düşündük. Son 18 yılda Türkiye’de iktidar tek iken Yunanistan’da 5 hükümet değişti ve bunlar değişse de politikalarının değişmediğini gördük. Buna artık biz ‘Yunan rejimi politikası’ diyoruz.

Yunanistan Batı Trakya’da ‘bir rejim olarak’ derin devlet politikası güdüyor. Tanımladığımız rejimin çıkış noktası ise Yunanca bir deyime bağlıdır; “Ellas ellinon kristiyanon” (Yunanistan Hristiyan Yunanlılara aittir) Bunun üzerinde durmamız lazım. Bu tabir 1967 Yunan cuntası ile ortaya çıkmıştır. Cunta bir şekilde ABD’nin ve Avrupa’nın ciddi destekleriyle Avrupa kıtasında varlığını sürdürmüştür. Yunanistan’ın kozmopolit bir yapısı vardır. Ama asırlardır burada yaşayan Türklere 1974’ten beri Türk dahi demiyorlar.

Bizim Batı Trakya Türkleri olarak özerk haklarımız var. 1913 Atina antlaşmasıyla elde ettiğimiz haklarımız var. Örneğin bir baş müftülüğümüzün olması gerekiyor. Yunanistan’ın da kabul ettiği bu antlaşmaya göre; müftülerin seçimi, baş müftülük ve bir de yüksekokulumuzun olması gerekiyor. Yüksekokulumuzun içerisinde ilahiyat fakültesi açabilme hakkımız var. Bu antlaşmaları Yunanistan’da kabul etti ama uygulamıyor ve herkes sessiz bu konuda. Tüm bunların önüne setler çekilmiş vaziyette bekletiliyor. Özellikle 1967'den beri hem bu haklarımız hem de uluslararası antlaşmalardan doğan diğer birçok hakkımız iç hukuk düzenlemeleriyle gasp ediliyor."

Bu nasıl komşuluk?

Özkan röportajın devamında, Yunanistan’ın komşuluk hukukunu nasıl zedelediğine dair birkaç örneği de dile getirdi.

“1945 yılında kurduğumuz İstanbul’daki Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği’miz 75 yıldır oradan göçen soydaşlarımızın hizmetlerinde bulunmuştur. Bir STK olarak insanımızın ihtiyaçlarını gidermeye çalışmıştır. Bu kadar yıldır var olan bu kuruluşumuza Yunanistan tarafından en ufak bir kapı aralayacak, diyalog kurulacak ortam oluşturulmamıştır. Bunun nedeni bölgeyle bağın kesilmek istenmesidir. Kendilerine göre milli bir çalışma olan bu proje, Yunan derin devleti tarafından işlenmektedir.

Bizim artık a,b,c planımız kalmadı. Artık ‘z’ planına geçmek zorundayız. Uluslararası haklarımız o kadar ihlal ediliyor ki asker çıkartmak yasak olduğu halde bugün Dedeağaç bölgesine Yunanistan’ın çağrısıyla ABD askeri yığınak yapıyor, radar üssü kuruyor. Bizim de muhalefet ve iktidarımızın bu konuda birlik olması gerekiyor; tıpkı Yunanistan’da olduğu gibi…

94-96-98 yıllarında biri Pontus, biri Ermeni, biri de İzmir’i kapsayacak üç farklı sözde soykırım kararı alındı Yunan parlamentosunda. Yine 2014 yılında bunları inkar edenlere para ve hapis cezası getirildi ve bu da parlamento kararı ile. Kaç kişi biliyor bu konuyu? Yahu biz komşu değil miyiz? Nasıl komşu bir devlet komşusu aleyhine böyle bir karar alabiliyor? Biz buna nasıl tepkisiz kalırız? Sonra sorun çıkartan Türkiye oluyor. Akıl alır gibi değil bu durum. PKK elebaşı Apo nerede yakalandı? Yunanistan’ın Kenya Büyükelçiliği’nde yakalandı. Bu terör örgütünün 2 numarası da aynı şekilde Kıbrıs Rum kesimine ait bir pasaport ile yakalandı. Üçüncüyü aramaya gerek var mı? Bunların hesabı daha görülmedi. Bu teröre destek vermek değildir de nedir?”

Hiçbir davayı tanımadılar

Aynı zamanda Özerk Batı Trakya Müzakere Meclisi Başkanlığını da yürüten Ferruh Özkan, Yunanistan’ın Batı Trakya Türkleri’ne uyguladığı politikaların sadece küçük bir kısmının Türkiye’de ki azınlıklara uygulanması durumunda bütün Avrupa’nın ayağa kalkabileceğine ve bunun ne denli büyük bir çifte standart olduğuna işaret etti.

“Yunanistan güya medeni bir ülke olduğu için meseleleri kolay tevil etmeye çalışıyor. Bizi de yalancı çoban hikâyesine çeviriyorlar. Bağırıyoruz; “kurt var, kurt var!” diye, birileri sesimizi duyana kadar bakıyorlar ne kurt var ne bir şey… Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler; hiçbir yaptırımları hatta uyarıları yok bu yaşananlara karşı.

1986 yılında Yunanistan “Türk yoktur” diye bir proje üretti. Bu proje ile bizim köklü kuruluşlarımızı yani; Gümülcine Türk Gençler Birliği, İskeçe Türk Birliği ve Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği adındaki üç ana kurumumuzu “Türk yoktur” diyerek mahkeme kararıyla kapattılar! Gelip tabelalarını söktüler. Avrupa’da çalmadık kapı bırakmadık. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gittik. Tazminat davaları çıktı; onu bile tanımadılar! Bunun aynısını biz yapsak Türkiye’de; bir Rum veya azınlık lisesi için, “böyle bir şey yoktur” desek bütün dünya ayağa kalkar. Bunun adı çifte standart değildir de nedir?”

Balat’taki ‘başpapazlık’ bir patrikhane değildir

“Ben tüm bunların sorumluluğunda da biraz İstanbul-Fener’i görüyorum. Patrikhane demeyeceğim, çünkü orası sözde bir patriklik. Ancak akıl alır gibi değil; ekümeniklik diyen bile var Fener’deki kilise için. Hatta bunu siyasi yelpazede yer alan insanlarımız bile söylüyorlar bilmeden. Papaz Bartholomeos için, patrik diye telaffuz ediliyor. Bu çok yanlış bir ifade.

Türkiye-Yunanistan arasındaki olumlu olumsuz gelişmelerde olayların merkezindeki başlıca mercilerden biri İstanbul’daki sözde patrikhanedir. Biz misafirperver bir milletiz. Ama uluslararası hukuk normlarının da farkında olmamız gerekiyor. Lozan antlaşmasında Fener’e partikhanelik gibi bir statü tanınmamıştır. Bugün hukuki açıdan orası sadece İstanbul’da bulunan bir başpapazlıktır, ötesi yoktur. Bazı ağız alışkanlıklarımızı değiştirmemiz lazım. Bu çok önemli. Üç tane gazeteci sözde patrik ile bir yemek yiyorlar, ertesi gün hemen herkes patrik diye peşinde geziyor. Ya bunu nasıl yapıyorsunuz? Bunun mahkeme kararları var. Kilisenin tüzel kişiliği bile yok! Mustafa Kemal Atatürk’te vermemiş ona bu tüzel kişiliği. Hatta “Patrikhanenin yeri Yunanistan’dır, içimizdeki hançerdir” diye ifadesi var paşanın. Bunlar bilinmiyor mu? Bizim bu konuda tavrımız şu olmalıdır; Azınlık haklarınızı Türkiye Cumhuriyeti Devleti size teslim etti mi? Etti. Vakıflarınızla ilgili, mülklerinizle ilgili, eğitiminizle ilgili haklarınızı elde ettiniz mi? Onlar da tamam. Toplam 25 milyar dolarlık mülk varlığınız var, bunlarla ilgili haklarınızı kazandınız mı? Kazandınız. Peki biz ne aldık Batı Trakya’da? Hiçbir şey almadık; hiçbir şey! Bir toplu iğne başı kadar bir şey alamadık. Tüm bunlara rağmen, “İstanbul’un içinde kendimi burada çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum” diyen bir başpapaz var. Kardeşim seni burada tutan mı var o zaman? Taşı kiliseni Atina’ya öyle ise… Elimde belgeler var. 2005 yılında sözde patriklik meclise yasa sundurtarak kanunla özel yetkiler ve ekümeniklik talep ediyor. Fakat meclisin 4 komisyonundan geri dönüyor bunlar. Bu dikkat edilmeyecek bir şey mi?”

Türkiye’ye nasıl mesaj veriyorsanız Yunanistan’a da verin!

Ferruh Özkan, İstediği takdirde son derece verimli girişimlerde bulunabileceğini düşündüğü Bartholomeos’un, (Dimitris Arhondonis) bu konularda hiçbir şekilde yardımcı olmaya çalışmadığını ama kendi hakları ile ilgili bir konu olduğunda istediği devlet başkanıyla görüşebildiğini ifade etti.

Ben iki defa kendisi ile görüştüm ve defaatle ifade ettim ki; “Bizim oradaki soydaşlarımızın haklarının teslim edilmesinde sizin büyük katkınız olabilir.” Bana “Beni dinlemiyorlar, anlatamıyorum” dedi. Dünya çapında yürütülecek bir lobi faaliyeti olacak ve dinlemeyecekler… Bunlar hikâyeden ibarettir benim için. “Gelin beraber hareket edelim; mesela gidin Batı Trakya’ya ‘seçilmiş’ müftülerimizi ziyaret edin” dedim. “Avrupa Parlamentosu’nda konuşarak Türkiye’ye nasıl mesaj veriyorsanız, bu şekilde de Yunanistan’a mesaj verin” dedim! Siz Fener’de devlet başkanlarını kabul ediyorsunuz, sıkıntılarınızı, isteklerinizi bir bir dile getirirken anlatmakta güçlük çekmiyorsunuz. Bunlar mı imkansız?..

Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde yüz sene de bin yıllık sorunlar var. Bunların ele alınması ve çözülmesi gerekiyor. Zamanında kurulan Mavri Mira Cemiyeti ve EOKA sözde Fener Patrikhanesi’nde kurulmuştur. Bunlar gibi birkaç terörist yapı daha var orada kurulan. Öte yandan şuna da değinmek istiyorum; bazı devlet başkanları Türkiye ziyaretlerinde sözde patriği muhakkak ziyaret ederler. Bunun iki sebebi var. Hem siyasi olarak destek toplamak ve birliktelik mesajı vermek hem de dini olarak “biz gücümüzü ekümeniklikten aldık” diyebilmek içindir bu. Öte yandan da buradaki kiliseyi daha çok güçlendirmiş oluyorlar. Ama bundan bir yıl önce Yunanistan’da yine KHK ile kendi atadıkları müftüleri görevden aldılar ve devlet memuru statüsünde müftü getirdiler yerlerine. Yani artık müftülerimiz bize bağlı değil; Yunan devletinin memuru oldular. Kimsenin sesi çıkmıyor.”

Hukuk bizi destekliyor

“Geçmişte yaşanan birçok olayın akabinde Yunanistan’ın Türkiye’deki azınlıklar için istedikleri hep olmuş, Türkiye sözlerini tutmuştur. Ama Yunanistan’da Batı Trakya Türkleri için aynısını söylemek neredeyse imkânsız. Allah razı olsun, 18 yıllık iktidarında başbakan olduğu dönemde de cumhurbaşkanı olduğu dönemde de Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bunu toplantılarında Yunanistan’ın yüzüne çarptı. “5 Yunan başbakan, çokça dışişleri bakanı gördüm, hiçbiri verdiği sözü tutmadı” dedi. Bu geçtiğimiz günlerde de gündeme geldi. Alman şansölyesi Merkel’e de aynısını ifade ederek; “siz mahcup olursunuz” dedi sn. Erdoğan. Merkel’de artık aradan çekildiğini ifade etti. Başbakan olduğu dönemde olayları değerlendirirken bugünde aktif şekilde bu tecrübelerine dayanarak politika belirlediğini görüyoruz biz cumhurbaşkanımızın. Yunan yönetimine birkaç yıl önce “yıllardır bir baş müftü seçemediniz, bu sorun hala duruyor” diye tepki vermesi bunun bir göstergesidir.

Yunanistan verdiği sözleri tutmaz/tutmayacaktır zaten. Çünkü Megalo İdea’ları için hala dünya çapında lobi faaliyeti yürütüyorlar. Yunanistan 4-5 nesildir düşmanca yetiştiriyor okullarda çocukları maalesef. Bunda tüm siyasi partilerin sorumluluğu vardır. Hiçbiri masaya oturup anlaşmak istemiyor bu yüzden Türkiye ile. Dolayısıyla sn. Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi hep kıvırmaya devam edecekler. Her ne kadar uluslararası hukuk bugün güçlüden yana da çalışsa, bu hukuku da gözeterek yolumuza devam etmeliyiz. Çok çalışmak zorundayız, biz elimizde kalemimizi aldık. Buradan da tüm akademisyenlerimize, tarihçilerimize, bu konulara eğilen uzmanlarımıza sesleniyoruz. Çünkü kazanımlar artık mürekkep ile gerçekleşiyor. Bizim bizzat Batı Trakya’da özel bir pozisyonumuz var. Dünyanın en kaliteli azınlığıyız. Batı Trakya Türklerinin cebinde bir çakı dahi bulamamışlardır bugüne kadar. Biz kaleme güvenerek yola çıktık ve bu mücadelemizi sürdürüyoruz. Sümen altı edilmeye çalışılan tüm antlaşmalarda bizi destekliyor. Türkiye’deki siyasi yelpazeden bürokrasiye, akademiden basına kadar herkes bu konuları çok iyi bilmeli.”

Bir dava için önce inanç gerekiyor

“Ben 22 Nisan 1975 te bu davaya gönül verdim. Kısa pantolonla geldim anavatanım Türkiye’ye. 17 yaşında bu davanın kapısından içeri girdim. 1986 yılında rahmetli Dr. Sadık Ahmet’in başlattığı bir imza kampanyası oldu Batı Trakya ile ilgili. Halkımızın haklarının gasp edilmesinin önüne geçilmesi ve teslim edilmesine yönelik bu çalışmada merhuma destek vermek son derece önemliydi. Bende bireysel olarak destek oldum. Kendisini Türkiye’ye davet ettik, bu işe inanmış kişiler olarak arkasında olduğumuzu belirttik ve kendisiyle yol yürüdük.

29 Ocak 1989’da, Dr. Sadık Ahmet mahkemeleri devam ederken biz yine “Biz Türk’üz, bizi sindiremeyeceksiniz” çıkışlarımızla çalışmalarımıza devam ettik. Haklılığımız konusunda sesimiz duyuldukça bu bir rahatsızlık doğurdu Yunan tarafında. 1991 yılında Batı Trakya’da ‘özel örgütlenmelerle’, Türk dükkânlarının camlarını çerçevelerini indirdiler. Bir tehdit havası oluşturuldu. Bu olayların ardından hiçbir şekilde hak sahibi mağdur Türklere tazminatları ödenmedi, hiçbir hakları karşılanmadı.

Bizde bu hadiseler üzerine –rahmetli Sadık Hoca tabi cezaevinde o dönem- Fener’de bir eylem yaptık. Gıda ve temel ihtiyaçlar dışında tüm giriş ve çıkışı kapattık sözde patrikhaneye. Bunu bugün bulamazsınız internet ortamında doğru düzgün, kaldırılmış bu haberler. Ama benim elimde hala hatırat olarak vardır. Dolayısıyla canımızı ortaya koyduk biz. Bir davada önce inanç gerekiyor. Bu dava aileden ve paradan önemlidir. Davanız milli bir dava değilse, ailenizi de varlığınızı da korumanız çok mümkün olmaz.”

Tüm sıkıntılara rağmen Türkiye’nin varlığı ile ayaktayız!

Sözlerini Türkiye’deki akademisyen, hukukçu, siyasi ve tarihçilere kadar geniş bir yelpazeye çağrı yaparak sonlandıran Özkan, Batı Trakya Türkleri’nin varlıklarını Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı ile sağladıklarının altını çizdi.

Batı Trakya’daki her soydaşımız hakları için yeri geldiğinde birer askerdir!” Dosta güven, düşmana korku vermek zorundayız. Biz Batı Trakya’da tüm sıkıntılarımıza rağmen Türkiye’nin varlığına olan güvenimiz ile hayatımızı sürdürebiliyoruz. Aynı zamanda başka bölgelerde yaşayan, benzer sıkıntılar çeken soydaşlarımızla ve toplumlarla da etkileşim içindeyiz, onlara da dua ediyoruz. Birlik olmak durumundayız. Biz bu davayı ancak anavatanımız ile kazanabiliriz. Çok şükür Türkiye’miz bizi kurumlarıyla da yalnız bırakmamaya çalışıyor; TİKA, Yunus Emre Enstitüsü ve Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı gibi. Özellikle YTB Başkanı Abdullah Eren’e ve tüm kurumlarımıza çok teşekkür ederim, hassasiyetlerinden ötürü. Buradan hareketle bölgedeki kanaat önderlerimiz ve yönetici pozisyonundaki Batı Trakya Türklerinin daha güçlü olması lazım özellikle diplomatik olarak. Çünkü en ufak bir çalışma yapmak isteyin yeri geliyor ailenizle bile tehdit edilebiliyorsunuz. Bunlarla baş edebilmek için siyasi bir büroya ihtiyaç var. Siyasi bir otoriteye ihtiyaç var. Bu arkadaşımız kim olacaksa gözü pek olması gerekiyor. Bu siyasi büro resmiyet kazandıktan sonra, yarın Yunanistan’da cumhurbaşkanının, meclis başkanının veya Avrupa’daki otoritelerin kapısını da çalabilir. Bu sağlandıktan sonra Batı Trakya toplumunu dikkate almak zorundalar! Çünkü seçim zamanı mecburen gelecekler görüşmek için.

Son olarak üzerine basa basa ifade etmek istiyorum; özerklik haklarımızı kesinlikle savunmak ve korumak zorundayız. Asimilasyona kesinlikle fırsat vermemek için uyanık olmak ve çok çalışmak zorundayız. Bir ahtapot bu konuların açılmaması için tüm kollarını kullanıyor; bunu etkisi kırmak için bu konuları gündeme getirmek ve sesimizi çıkartmak zorundayız.”

24°
parçalı bulutlu