banner23

banner31

banner24

banner25

Bir Türk fedaisinin kısa vesikası: Süleyman Askerî Bey

Yükümlü olduğu seferde İngilizlerin korkulu rüyası haline gelen Süleyman Askerî Bey, vurulsa da yaralı halde cepheyi bırakmamış, düşmanla oturduğu satranç masasında yaralı bacaklarıyla mücadeleye devam etmişti.

ARAŞTIRMA-ANALİZ 14.04.2021, 12:51
Bir Türk fedaisinin kısa vesikası: Süleyman Askerî Bey

Tarihin gördüğü nice kahramanlardan biri; Süleyman Askerî. Muhtemeldir ki sırtı rahat döşek görmemiş bir Türk subayı, istihbaratçısı, komutanı ve belki de fazlası…

Henüz çocukluktan gençliğe adımını yeni attığı yaşlarda askerlik mesleğini seçen ve önce üsteğmen ardından kurmay yüzbaşı olarak 3. Ordu'nun emrine tayin edilen Süleyman Bey, Cemal Paşa’nın tarifi ile; atılgan, idareci, iyimser, biraz aceleci ve son derece fedakar bir subaydır.[1]

(Süleyman Askerî Bey (sağda) - görsel: devletialiyyei.com)

II. Meşrutiyet’e neden olan olaylarda isminden sıkça söz ettiren Süleyman Askerî, 1909 yılında kolağası olmuş ve sonraları hayatının en meşakkatli dönemlerini yaşayacağı, bir vatan savunmasında kavganın göbeğinde olacağı bugünkü Irak’ın başkenti Bağdat’a gönderilerek jandarmaları disipline etmek üzere görevlendirilmiştir.

Süleyman Askerî, Enver Paşa tarafından kurulan Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın da ilk başkanı olur ve bu görevini 1914 yılının sonuna kadar; yani kendisi Basra’ya atanana kadar sürdürür.

Önüne çıkan bütün bürokratik engelleri aşarak Libya’ya geçen ve “hürriyet kahramanı” Enver Paşa’nın en yakın çalışma arkadaşı olan mümtaz kolağası Süleyman Askerî, burada da Bingazi ve Havalisi Kumandanlığı kurmay başkanlığı görevini üstlenmiştir.[2]

(Süleyman Askerî'nin kurduğu Osmancık taburu)

Sadece Libya direnişinde değil, Balkan Savaşları’nda da önemli rol oynayan Süleyman Askerî vazifelendirildiği her yerde görevini en iyi şekilde yerine getirmiş, her türlü imkânsızlığın üstesinden gelmeye çalışmıştır. Öyle ki Enver Paşa, bu başarılı askeri Balkanlar'a göndererek Sırplara karşı gizli bir güç oluşturması için görevlendirmiştir.

Balkan Savaşları’nın acı reçetesi sonucunda daha da sıkıştırılan Osmanlı İmparatorluğu, zor durumdaydı. Edirne Enver Paşa eliyle ancak kurtarılabilmişti. Daha ileri gitmek istendiyse de Avrupa ve Rusya’nın baskıları buna engel oldu.

İşte bu engellemenin sessiz kalmayı gerektirmeyeceğini düşünen Enver Paşa ve Teşkîlât-ı Mahsûsa Başkanı Süleyman Askerî, Batı Trakya için bir operasyon düzenledi. Sonucunda ise Gümülcine ve İskeçe kurtarılmıştı!

(Süleyman Askerî'nin görev tebligat kağıdı - görsel: fikriyat.com)

“Süleyman Zeynel Abidin” adı ile faaliyetlerini sürdüren Askerî, akıl almaz Bulgar zulmünden acı içinde yanan Müslüman toplulukları kurtarmak için 116 kişilik bir müfreze ile Batı Trakya’ya sızmıştır.[3]

Tüm bu toprakların yönetilmesi için yine Süleyman Askerî Bey eliyle Garbi Trakya Hükümet-i Muvakkatesi ismiyle geçici bir hükümet kurulmuş ve hükümetin başkanlığına Müderris Salih Efendi getirilmiştir. Bu –her ne kadar uzun süre ayakta kalamasa da- aynı zamanda tarihteki ilk Türk cumhuriyetidir. Yani Süleyman Bey, tarihteki ilk Türk cumhuriyetinin de kurucusudur.

(Süleyman Askerî Bey, yerel kıyafetlerle)

Süleyman Askerî Bey’in hayatının en büyük dönüm noktalarından biri şüphesiz Basra Valisi ve 38. Fırka Kumandanı olarak atamasının gerçekleşmesiyle olmuştur. Tüm dünyada kazanın kaynadığı, cihan harbinin kapıda olduğu bu yıllarda ‘Yarbay Süleyman Askerî’ İngilizler ile göğüs göğse çarpışacaktı. Süvari aşiretlerini düzenleyerek ocak 1915’te İngilizlere karşı geçtiği taarruz başarılı olmuştu; Süleyman Bey düşmanı püskürtmüştü…

İngilizlere yapılan gece baskınları çoğunlukla başarı ile sonuçlansa da Dicle üzerinde, Zebir’deki muharebelerde İngilizlere karşı Türk ordusu ciddi zayiat verdi. İşte bu çarpışmalarda yaralanan Süleyman Askerî tedavi için Bağdat’a götürülmüş ancak istirahati reddederek emrindeki birlikleri buradan komuta etmeye çalışmıştır.

(Askerî, cephede yaralı halde yatıyor.)

Bununla yetinmeyen azimli komutan, aşiretlerden beklediği desteği göremeyince, yarası iyileşmediği halde Şuayyibe’deki çarpışmalara dönmüş ve yaralı halde -otomobilin üzerinden- muharebeyi yönetmiştir.[4]

Burada yenilgiyi hazmedemeyip intihar ettiği birçok belge ile iddia edilse de, İngiliz istihbarat raporlarına göre, Askerî’nin şehit edildiğine dair ciddi kayıtlar da vardır.[5]

Bugün kabri bile meçhul olan bu büyük komutan tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır. Bir gün cenk ettiği tüm topraklar azad olduğunda merhumun kendisi daha huzurlu istirahat edecektir. Rahmet olsun…

 

[1] Dr. Gönül Güneş, “Teşkilat-ı Mahsusa ve 1. Dünya Savaşı Yıllarındaki Faaliyetleri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi ,2013

[2] Dr. Polat Safi, “Eşref Kuşçubaşı’nın Alternatif Biyografisi” Kronik Yayınları, 2020

[3] Osman Aydoğan, www.devletialiyyei.com, “Süleyman Askeri Bey”, 2021

[4] Prof. Dr. N. Fahri Taş, “Selman-ı Pak Meydan Muharebesi, Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2018

[5] www.savunmatr.com, “Dr. Polat Safi Teşkilat-ı Mahsusa’nın ne olmadığını anlattı”, 2020

15°
açık