"Can verir canânı veremez Türkler!" Fahrettin Paşa'ya rahmet ile...

72 yıl önce bugün ebediyete irtihâl eden Ömer Fahrettin Türkkan Paşa'nın bütün nesillere çağrı niteliğindeki müdâfaası hafızalardan ve gönüllerden silinmiyor.

ARAŞTIRMA-ANALİZ 22.11.2020, 13:05
"Can verir canânı veremez Türkler!" Fahrettin Paşa'ya rahmet ile...

Ömer Fahrettin Türkkan Paşa, 1868’de bugün Bulgaristan sınırları içindeki Rusçuk’ta dünyaya geldi. Mohaç Meydan Muharebesi kahramanlarından Bâli Bey’in ailesine mensup Fatıma Âdile Hanım ve Tuna vilayeti Posta ve Telgraf Müdürü Mehmet Nahit Bey’in oğludur.

Zorlu 93 Harbi yıllarından sonra ailesi ile İstanbul’a göç eden genç Ömer Fahrettin 1888’de Harp Okulu’nu, 1891’de Erkân-ı Harbiyye’yi bitirdi ve kurmay yüzbaşı olarak orduya katıldı. Balkan Savaşı’nda Çatalca’nın müdafaası ve Edirne’nin düşman tahakkümünden kurtulmasında büyük rol oynadı. Gelecekte çok daha büyük ve kutlu müdafaalarda da yer alacak hatta kumandanlık edecekti…

Birinci Dünya Harbi başladığında miralay rütbesinde bulunan Ömer Fahrettin Bey 12. Kolordu kumandanı olarak Musul’da bulunuyordu. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesinden bir yıl sonra ocak ayında (1915) ek görev olarak 4. Ordu kumandan vekili oldu. Bu esnada bir yandan tehcire tabî tutulan Ermenilerin yerleştirilme işlemleri ile ilgilenirken diğer yandan Urfa, Zeytun, Haçin, Musadağı Ermeni isyanlarını bastırıyordu. Tüm bu hengâmede, İngilizler ile anlaşan Şerif Hüseyin’in Osmanlı Devleti’ne ihanet edeceği istihbaratını alan Cemal Paşa Fahrettin Bey’i Medine’ye gönderdi (1916). Mayıs ayının son günü, birkaç gün sonra ihanet ve isyanın başlayacağını anlayan kolordu kumandanı Ömer Fahrettin Paşa, vekilliğini yaptığı 4. Ordu kumandanı Cemal Paşa’ya durumu bildirdi.

Şerif Hüseyin ve dört oğlu, 3 Haziran 1916’da Medine çevresindeki demiryolunu ve telgraf hatlarını tahrip ederek isyanı başlattılar. 5-6 Haziran gecesi Medine karakollarına saldırdılarsa da Fahreddin Paşa’nın aldığı tedbirler sayesinde geri püskürtüldüler. Başlangıçta âsilerin sayısı 50.000, bütün Hicaz bölgesindeki Osmanlı askerinin sayısı 15.000 civarındaydı. Fahreddin Paşa hemen karşı harekâta başlayarak Bi’riali, el-İlâve, Bi’rimâşî mevkilerindeki âsileri yenilgiye uğrattı (27 Haziran 1916). Arkasından yeni birliklerle takviye edilen Hicaz Kuvve-i Seferiyyesi kumandanlığına tayin edildi (15 Temmuz 1916). Âsiler, Mekke Valisi Galib Paşa’nın tedbirsizliği yüzünden 9 Haziran’da genel saldırıya geçerek 16 Haziran’da Cidde’ye, 7 Temmuz’da Mekke’ye, 22 Eylül’de de Tâif’e girdiler. Fahreddin Paşa’nın savunduğu Medine dışındaki hemen bütün büyük merkezler âsilerin eline geçti.

Bu sırada Kanal Harekâtı bütün şiddetiyle devam ettiğinden Hicaz’a asker gönderilemiyordu. Fahreddin Paşa elinde bulunan son derece kısıtlı imkânlarla Medine’yi iki yıl yedi ay boyunca müdafaa etti. Önce Medine ve çevresinde bir güvenlik hattı oluşturmak için Aşar Boğazı, Bi’riderviş, Bi’riabbas ve Bi’rirehâ mevkilerini âsilerden temizledi. 29 Ağustos 1916’da Medine çevresinde 100 kilometrelik bir emniyet şeridi meydana getirilmiş oldu. Fahreddin Paşa Medine’yi savunabilmek için İstanbul’dan devamlı takviye kuvveti istiyor, Osmanlı hükümeti de onun isteklerine cevap verebilecek durumda olmadığını bildiriyordu. Osmanlı hükümetinin Hicaz’ı kısmen boşaltma kararı alması üzerine Fahreddin Paşa, herhangi bir yağmaya karşı Medine’de Hz. Peygamber’in mezarında bulunan mukaddes emanetlerin İstanbul’a nakledilmesini teklif etti. Sorumluluk kendisinde olmak şartıyla teklifi hükümet tarafından kabul edildi. Fahreddin Paşa bir komisyon kurarak tek tek kontrol ettirdiği otuz parçadan oluşan mukaddes emanetleri 2000 askerin koruması altında İstanbul’a gönderdi. [İslâm Ansiklopedisi]

[İngiliz casus Lawrence]

İngilizlerin başta, demiryollarını bombalayarak bütün lojistik ve irtibatı kesme girişimlerinde bulunan casusu Lawrence ve diğer tüm kuvvetlerinin halifelik vaadiyle kandırdıkları Şerif Hüseyin ve çevresindeki hainlere karşı tek bir kutsal emanete ve vatan toprağına halel gelmemesi için çarpışan çöl kaplanı Fahrettin Paşa bütün dünyaya şerefli bir askerliğin örneğini verdi. İngilizlere kanarak ihaneti iliklerine kadar işleten Şerif Hüseyin ise vaadedilen hiçbir şeye sahip olamamakla beraber sefalet içerisinde ortada kaldı. Çok çetin şartlarda zor ve yoklukla verilen bu mücadelenin sonunda teslim olmaktan başka hiçbir çaresi kalmayan Fahrettin Paşa, İngilizler tarafından önce Mısır’a ardından Malta’ya sürüldü. Buradan kurtulduktan sonra Berlin’ geçerek Enver Paşa ile buluştu. Ruslarla mücadelede Enver Paşa’nın kendisinden yardım istediği Fahrettin Paşa’nın milli mücadele döneminde de güney cephesinde yine canı pahasına ülkesine büyük katkıları olmuştur.

[İngilizlerin, Türk Kaplanı lakabını taktıkları; Medine Müdafii Ömer Fahrettin Türkkan Paşa]

Daha büyük ve elzem mevkilerde bulunması beklenen Fahrettin Paşa’nın Afganistan Büyükelçisi olarak atanması herkesi şaşırtsa da buna rağmen, Türk-Afgan dostluğunun ciddi ölçüde gelişmesini sağladı. 1936 yılında Türk Ordusundan tümgeneral rütbesiyle emekli olan; “Çöl Kaplanı, Medine Müdafii, Türk Kaplanı” Ömer Fahrettin Türkkan Paşa 1948'in 22 Kasım’ında bir tren yolculuğu esnasında Eskişehir yakınlarında geçirdiği kalp krizi ile 80 yaşında hayata gözlerini yumdu ve vasiyeti üzerine İstanbul-Âşiyân mezarlığına defnedildi.

15°
açık