banner23

banner26

banner24

Hayatını üretime adayan rol model: Nuri Demirağ

Vatansever, idealist ve yerli olarak bilinen Nuri Demirağ, çok başarılı bir çocukluğunun ardından iş hayatında da başarısını altın harflerle yazdırmayı başardı. Vefatının üzerinden yıllar geçmesine rağmen Türkiye Cumhuriyeti’ne katkıları hala hafızaların bir köşesinde yer alıyor.

ARAŞTIRMA-ANALİZ 23.06.2020, 13:42
Hayatını üretime adayan rol model: Nuri Demirağ
banner34

Nuri Demirağ'ın çocukluğu

Nuri Demirağ, Mühürzade Mehmet Nuri adıyla 1886’da Sivas’ın Divriği ilçesinde dünyaya geldi. Henüz 3 yaşındayken babası Mühürzade Ömer Bey, vefat edince annesi Ayşe Hanım, Nuri Demirağ'a hem anne hem de baba oldu. Babasız büyümenin eksikliğini hiç hissetirmeyen Ayşe Hanım, oğlu Nuri'nin başarı hikayesinin anahtarı oldu.

Nuri Demirağ, başarılı ve sevildiği bir okul hayatı yaşarken Sivas Divriği Rüştiye Mektebi’nde ortaöğrenimini üstün başarısıyla bitirmenin meyvesini mezun olduğu okulda öğretmen yardımcısı olarak aldı. Okul hayatındaki başarısı ona iş hayatını erken sunmuştu. Eğitimini yarım bırakmak istemeyen Demirağ, Maliye Mekteb-i Alisi’nde gece derslerine giderek yüksek öğrenimini tamamladı.

Başarılarla dolu iş hayatı

1903’te Ziraat Bankası’nın memurluk sınavını kazandığında Nuri Demirağ devlet memuru olarak iş hayatına adım attı. İlk iş yeri Sivas'ın Kangal kazasındaki Ziraat bankası şubesi oldu. Kangal şubesinde 1 yıl çalıştıktan sonra Koçgiri şubesine atanan Demirağ, 1910’da girdiği Maliye Bakanlığı Memuriyetini kazandı. Beyoğlu Gelirler Müdürlüğü’nde memur olarak İstanbul'a gelen ve kariyer merdivenlerini bir bir tırmanan Demirağ, kısa süre sonra Hasköy Mal Müdürü oldu. Kendini sürekli geliştirmek ve kariyeri için mücadele eden Nuri Demirağ, Maliyenin her kademesinde kendine bir yer buldu. İstanbul'a ilk geldiğinde bıyıkları henüz terlememişken  yükseköğrenimini tamamlayan 1918’de maliye müfettişi olan başarılı bir devlet adamı oldu.

I. Dünya Savaşını kaybetmiş bir devletin kendini bilen olgun devlet memuru Nuri Demirağ, Beyoğlu Galata civarlarında memuriyet görevini sürdürürken hoş olmayan hareketlere maruz kalıyordu. Bu durumu kendine sindiremeyen Nuri Bey, beklenmedik bir şekilde istifasını verdi. 1906’da Erzurum'da 3 yıllk bir kıtlık yaşandı. Yaşanan kıtlık sürecinde Mühürzade Mehmet Nuri Bey, 1909’da depolarda bırakılmış buğdayları halka uygun fiyattan verdi. Kendi inisiyatifini kullanarak böyle bir satış gerçekleştirdiği için hakkında soruşturma açıldı ama haklı olduğu çok geçmeden anlaşıldı ve aklandı.

Nuri Demirağ'ın evliliği

Bu süreçler yaşanırken Nuri Bey, Mesude Hanım ile evlendi. Bu evlilikten 2 erkek 6 kız olmak üzere toplam 8 çocuğu oldu. Başarılı bir iş adamı olmanın yanında, hayat ona iyi bir baba olma fırsatını da vermişti. 

Nuri Demirağ'ın ticari hayatı

Nuri Bey, maliye müfettişliğinden istifa ettikten sonra yapacak bir iş bulma çabasına girdi. Çünkü kendini bildi bileli adeta bir arı gibi çalışıyordu ve asla evde oturamazdı. Ticaret yapmanın bir yolunu arayan Nuri bey, 1918’de yabancıların tekelinde olan sigara kağıdı ticareti işine girdi. Eminönü’nde küçük bir dükkan açarak ilk Türk sigara kağıdı üretimini başlattı. İlkleri başarmak isteyen Nuri bey, hırsını burada da göstermişti. ‘’Türk Zaferi’’ adını verdiği bu sigara kağıtları, Kurtuluş Savaşı zamanlarını yaşayan Türk halkının büyük ilgisini gördü. Okul hayatı, memurluk derken Nuri Bey, ticarette de başarılı olmuştu. Ticarete attığı bu ilk adım ona iyi kazançlar sağlamıştı. Nuri Bey iyi bir ticaret adamı olma yolunda ilerlerken bir yandan da milli mücadele döneminde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Maçka Şubesi’ni yönetiyordu. Durmayacak, başarısına başarı katmaya üretim üstüne üretim yapmaya devam edecekti.

Demirağ soyadını Gazi Mustafa Kemal verdi

1926’da Samsun – Sivas demiryolu yapımını üstlenen Fransız şirketi işi bırakınca Nuri Bey, büyük bir hevesle hiç düşünmeden yapılacak 7 kilometrelik kısım için ihaleye girdi. Cüzi bir fiyat karşılığında ihaleyi alan Nuri Bey'e işin geri kalan kısmı da denemek için verildi. Bu işi çok benimseyen ve ülkenin faydası söz konu olan bu proje için çok istekliydi. İlk işi tapu dairesinde mühendis olan kardeşi Abdurrahman Naci Bey’i memuriyet görevinden istifa ettirerek demiryolu projesine ortak etmek oldu. Mühürzade Mehmet Nuri Bey, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk demiryolu müteahhidi olmuştu. Her şey planlı bir şekilde ilerliyor, 1012 kilometrelik Samsun – Erzurum, Sivas – Erzurum, Afyon – Dinar hattını 1 yılda hızlı bir şekilde kullanımına hazır hale getirdi. Bu oldukça kısa bir süreydi ve koşullar ne getirirse getirsin çalışkan Nuri Bey ve kardeşi projeyi tamamlamıştı. Mustafa Kemal Atatürk, 21 Haziran 1934'teki Soyadı Kanunu’ndan sonra, bu üstün başarısından dolayı Nuri Bey’e Demirağ soyadını verdi.

Büyük Boğaz Köprüsü ve Uçak Fabrikası Projesi

Nuri Bey, demiryolu projesi sürerken bir yandan da başka büyük inşaat projelerini yürütüyordu. Sivas Çimento, Karabük Demir – Çelik, Bursa Merinos Tesisleri, Eceabat Havaalanı ve Haliç’in kenarındaki İstanbul Hal Binası’nı inşa etti. Ancak tüm bunları gölgede bırakacak asıl proje heyecan vericiydi. Nuri Bey, 1931’de İstanbul Boğazı’na köprü projesininin adımını attı. San Francisco’daki Golden Gate Köprüsü ile aynı sistemde çalışan bir köprü yapmayı çok istiyordu. Yurtdışından uzmanlar getirterek gerekli incelemeleri yaptırdı ve en sonunda Golden Gate’i inşa eden firmayla anlaşma imzaladı.

Ülkesi için durmak bilmeyen ve üreten Nuri Bey, yönettiği bu projenin her şeyiyle tek tek ilgilenmişti. Bütün hazırlıklar bittiğinde Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal tarafından çok beğenilen bu proje, maalesef hükümetten onay alamadı. Bu durum Nuri Bey’de büyük bir hayal kırıklığı oluşturdu. Onca uğraşlar verdiği büyük projesi hayata geçmiyor ama aynı zamanda da yoluna devam etmek için mücadeleyi bırakmıyordu.

Nuri Demirağ, döneminin en zengin iş adamlarından biriydi. O yıllarda ordunun uçak ihtiyacı zengin iş adamları ve halktan toplanan bağışlarla sağlanıyordu. Bir gün Nuri Bey’den uçak satın almak için yardım kampanyasına katılması istendi.

Nuri Bey’in tarih kitaplarında dahi yer alan cevabı şu şekildeydi: "Benden bu millet için bir şey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Mademki, bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim." diyerek etrafındakilerin milli duygularını bir kez daha kabartıyordu.

1936’da Nuri Bey, o önemli kararı milleti ve devleti için verdi. Uçak fabrikasını kurmak için çalışmalara başlayan iş adamı, fabrikayı memleketi Divriği’de kurmayı planlıyordu. Yine de öncelikle İstanbul’da bir deneme atölyesi kurmalıydı. Çekoslovak bir şirketle anlaşan Nuri Bey, İstanbul’da Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi’nin yanında atölye binasını inşa etti. Deneme uçuşlarının yapılması için de bir alana ihtiyaç vardı. Bu sebepten dolayı Nuri Bey, Yeşilköy’deki Elmaspaşa Çiftliği’ni satın alarak buraya bir büyük uçuş sahası ve uçak tamir atölyesi yaptırdı. Hayallerine bir bir tırmanan Nuri Bey'in yaptğı uçuş sahası, o dönem Avrupa’nın en büyük havalimanı Amsterdam Havalimanı büyüklüğündeydi.

Pilot Fabrikası: Gök Okulu

Nuri Bey, önce Divriğî’de bir Gök Ortaokulu açtı. Sivas’ın hiçbir ilçesinde bir ortaokul yokken açtığı bu Gök Ortaokulu’na kayıtlı tüm öğrencilerin masraflarını ve ihtiyaçlarını karşılanıyordu. Hatta öğrenciler havacılığa özensin ve meslek olarak seçsin diye İstanbul’a götürülüp uçuş dersleri veriliyordu.

Bir uçuş sahası vardı ve daha fazlası da muhakkak ki yapılacaktı. Türk uçaklarını kullanacak, Türk pilotların da olması gerekiyordu. Çözülen tüm sorunların beraberinde yenilikleri de getiriyordu. Pilot yetiştirmek üzere, pistin bulunduğu arazide bir Gök Okulu kuruldu. Bir pilot fabrikasına dönüşen Gök Okulu 1943’e kadar 290 pilot mezun verdi.

Uçak yapım süreci

Beşiktaş’taki uçak fabrikasında planörler ve uçaklar üretilecek, bu üretimlerin planını Türkiye’nin ilk Uçak Mühendisleri’nden Selahattin Reşit Alan tarafından çizilecekti. 1936’da, Nu.D-36 adı verilen ilk tek motorlu uçak üretildi. 1938’de ise Nu.D-38 adlı çift motorlu 6 kişilik ilk yolcu uçağı yapıldı. Ardında bu uçak, 1944’te, dünya havacılığı yolcu uçakları arasında A sınıfına katıldı.

1938’de ilk uçak siparişini Türk Hava Kurumu verdi. 1939’da Nuri Demirağ, havacılık alanındaki çalışmalarına Türkiye’nin ilk yerli paraşüt üretimini yaparak devam etti. Nuri Bey, ülkesine yenilikler kazandırma konusunda sınır tanımıyordu. 1941’de tamamen Türk yapımı olan ilk uçak İstanbul’dan Divriği’ye uçtuğunda, uçağın pilotluk koltuğunda Nuri Bey’in oğlu Galip Demirağ yer alıyordu. Galip Demirağ, Gök Okulu’nun ilk mezunlarındandı. Bu uçuş Nuri Bey'in hayallerinin gerçek hayat ile buluşmasının mana bulmuş haliydi.

Test edilen uçağın düşmesi ve fabrikanın kapatılışı

THK uçak siparişleri vermeye devam ederken yine bir siparişinde İstanbul’dan Eskişehir’e uçan uçakların teslimi için Eskişehir’de bir kez daha test uçuşu talep edildi. 1938’de, Selahattin Reşit Alan, Nu.D36 uçağıyla bu uçuşun inişini yaparken, çevredeki hayvanlar hava alanına girmesin diye daha önceden açılmış hendeği göremedi ve üzücü bir kaza yaşandı. Uçak Mühendisi Selahattin Reşit Alan, maalesef bu kazadan sağ kurtulamadı. Bu kazanın ardından THK de siparişini iptal etti.

Nuri Bey, sipariş iptalinin üzerine THK’yi mahkemeye verdi ve yıllar sürecek mahkeme serüveni de böylece başlamış oldu. Mahkeme THK’nin lehine sonuçlanacak, Mahkeme sonucu bu kadarla kalmayacaktı. Bundan sonra uçakların yurt dışına satılmaması konusunda bir kanun çıkartıldı ve artık sipariş alamayan fabrika alnına çalınan kara lekeyle 1950’lilerde kapatıldı. 

Uçaklar Hurdacılara Satıldı

Gelen son siparişlerin de engelinden sonra elde kalmış bütün uçaklar hurdacıya satılmak durumunda kaldı. Nuri Demirağ’ın üzüntüsü yollar, yıllar boyunca uzanıp geliyordu. Çok emeği vardı ve emeğinin geldiği son nokta hurdalıktı. Bunu kabul etmek ona yakışmazdı. Çünkü; hayatı boyunca milleti için mücadele eden Nuri bey, savaşmayı bırakmayacaktı.

Hükümet üyeleri ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye mektuplar yazdı. Yapılan bu büyük yanlıştan dönülmesi gerektiğini özellikle vurguladı. Ancak çabası boşunaydı; fabrika bir daha asla açılmayacaktı.

Nuri Demirağ'ın siyasi hayatı

Nuri Demirağ, Türkiye’de adalet ve hürriyet kavramının gelişebilmesi için tek partili yönetimin değişmesi gerektiğini düşünüyordu. Çok partili demokratik düzen sürecinin getirilmesi gerektiği inancıyla siyasete adımını attı. 1945’te Nuri Demirağ, Milli Kalkınma Partisi’ni kurdu. Bu parti, Türkiye’nin ilk muhalefet partisiydi. 1946 ve 1950 seçim döneminde meclise giremedi. Bu yüzden Nuri Bey de 1954 seçimlerinde adaylığını Demokrat Parti’den koydu. Bu seçim döneminde Sivas Milletvekili oldu. Nuri Bey, milletvekilliği görevi boyunca yine durmadı. Vekilliği boyunca çölleşme, enerji, köprüler, barajlar, tarım ve hayvancılıkta yaşanan gerileme hakkında çalıştı.

Nuri Demirağ'ın vefatı

Nuri Bey'in şeker hastalığından dolayı 13 Kasım 1957’de İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. Kabristanı Zincirlikuyu Mezarlığı’nda olan Nuri Bey, geride yollar boyunca şehir şehir uzanmış demirağlar, uçmak eylemini hayata geçirmek için attığı adımlar, onlarca yenilikler bıraktı.

25°
açık