banner23

banner26

banner24

banner25

Hürriyet yeminimiz 100 yaşında!

Zamanı gelince söylenen sözün tesiri, kurşundan ve maddeden daha güçlüdür. Bunun ispatı niteliğindeki İstiklâl Marşı, Hacı Bayram’da bir Cuma çıkışı tekbirler eşliğinde; Kur’an-ı Kerîm, şanlı Türk Bayrağı ve Hz. Peygamber’in Sakal-ı Şerifi’nin kürsüde “baş üstüne” konularak açıldığı 1. Meclis’te, bir asır önce bugün kabul edildi.

ARAŞTIRMA-ANALİZ 12.03.2021, 02:59
Hürriyet yeminimiz 100 yaşında!
banner34

Her milletin hürriyetine dair bir yemini vardır. Uluslar kendilerine has yaşanmışlıklarını, mücadelelerini, devamlılıklarına dair iştiyaklarını bu şiirlerle öncelikle gelecek nesillerine, sonra tüm dünyaya aktarmak isterler. Öyle önemlidir ki bazı destanlar, söze dökmeyip aktarım sağlanamadığında teknik olarak ne kadar gelişim sağlanmış olursa olsun hep bir tehlike vardır.

Müstemleke olarak kurulmuş devletlerin zaten anlatacak çok şeyi yoktur. Ancak Türkiye Cumhuriyeti gibi köklü uygarlıkların devamı olan –yani tarihten çıkartmaya kalkışsanız tarihi yazamayacağınız- devletler hürriyetlerini payidar kılmak için tüm yaşanmışlıklarını sembolize ederler.

Milli marşımız İstiklâl Marşı onu kan ter içinde büyük bir tefekkür ve imanla yazan şairinin kaleminden çıkmış gibi görünse de aslında Türk Milleti’nin sinesinden çıkmıştır.

Birçok yönü ile başka millî marşlara benzemeyen, tam olarak bir ruh çalışması olarak adlandırılabilecek İstiklâl Marşı, daha yazılmadan ithâf edildiği kahraman Türk ordusunun aziz şehitlerine yakışır bir ahlâk ile perçinlenmişti.

Öyle ki, dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi (Milli Eğitim Bakanı) yarışmaya 724 şiir ile katılım sağlanmış olsa da böyle bir marşı ancak Şu Boğaz Harbi’ni, Safahat’ı yazmış birinin; Burdur Mebusu Mehmet Âkif’in yazabileceğine inandığı halde Âkif, bu kutlu eserin yazılacağı mürekkebe dünyalık hiçbir menfaatin karışmaması gerektiğini düşünüyordu. Daha sonraları İstiklâl Marşı'nı milletin eseri olduğu düşüncesiyle Safahat adlı eserine dahi almayan Mehmet Âkif'in cevabı ret oldu. Çünkü yarışmanın sonunda para ödülü vardı. Hamdullah Suphi içindeki inanç ile ödülü hayır işlerine bağışlayacaklarını belirterek Akif’i ikna etmeyi başardı.

[İstiklâl Marşı'nın ilk defa okunduğu 1. Meclis Binası - Kurtuluş Savaşı Müzesi, Ankara]

O günden sonra Ankara-Hamamönü’nde inzivaya çekilen millî şair, bütün vaktini gönlünden damıtırcasına yazdığı milli marşımıza adadı. Artık yorgun ama yılmamış, hürriyet sevdalısı Türk Milleti tek bir bedende; Mehmet Âkif’te bütünleşmişti.

Rivayet odur ki, dergâhtan arkadaşı Konya Mebusu Hafız Bekir Efendi bir gece Âkif’in kan ter içinde uyandığını, kağıt bulamayınca bir hışımla kalemini eline alarak yatağının hemen yanı başındaki duvara;

“…

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım,

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım.

Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım

…”

Dizelerini yazdığını anlatır.

Milli mücadelede vatan topraklarını karış karış gezen, insanları İstiklâl Cihadı için irşâd eden Mehmet Âkif’in vaazları milli marş ile kemâle ermiştir. 10 gün içerisinde tamamlanarak 1921 tarihinde Sebilürreşat Dergisi’nde, kahraman ordumuza ithafen yayınlanan İstiklâl Marşı ile “artık o, kendisini bile aşmıştır.”*

[İstiklâl Marşı’nın resmî kabulünden önce, Mehmed Âkif’in başyazarlığını yaptığı Sebîlürreşşâd dergisinde yayınlanmış nüshası - Kaynak: İslam Ansiklopedisi]

İstiklâl Marşı bir şiir, edebiyat eseri veya marştan çok daha fazlasıdır!

Sanki bütün bir milleti fert fert karşısına oturtup muhatap alarak başlayan, umut ve cesaret dolu bu marş öyle derinlemesine bir vecd ile yazılmıştır ki, ona bir şiir olarak değil anayasaymışçasına yaklaşsanız bile hiç şüphesiz eğreti durmayacaktır…

Halkı Millî Mücadele’ye davet ederken bu mübarek yurdun Allah’ın bir emaneti olduğunu defaatle vurgulayan Mehmet Âkif; sürgün edilse de**, irtica-906 dosyası ile fişlense de, büyük geçim sıkıntıları ile boğuşsa da bir kez olsun vatanına toz kondurmamış, hasta yatağında son sözleri “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın!” olmuştur.

Eklemek gerekir ki, tüm bunların yanında şair İsmet Özel’in milli marşımızın yorumlanmasına olan yaklaşımı da epey ilgi çekicidir. Özel, millî şairimiz Mehmet Âkif’in aruz ile yazdığı millî marşımızı Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicreti esnasında Ensâr’ın kendisini karşılamak için okuduğu ‘Taleal bedru aleynâ (Ay doğdu üzerimize)’ ezgisi üzerine yazdığını iddia etmektedir.*** Bu bakış açısı, Âkif’in millî marşımız için tutunduğu ruhun kaynağını daha da anlaşılır kılmaktadır.

“Mehmet Âkif ve İstiklâl Marşı Yılı” olarak kutladığımız 2021 yılının bugününde kabulünün üzerinden tam bir asır geçen millî marşımız; tarihinden aldığı heybetiyle güven ve umut vermeye, ye’se kapılma tehlikesinde hepimizi sarsmaya, direnç göstermeye ve Türk Milleti’ne iman ve hürriyet aşkı aşılamaya devam ediyor. Bu imanı boğmaya kalkışarak uluyan tek dişli canavarlara karşı da ebeden devam edecektir… Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın!

Kaynakça

*  : [İfade, Türk yazar, şair ve hukukçu merhum Mithat Cemal Kuntay'a aittir.]

** : [Murat Bardakçı, "Mehmed Âkif devlet tarafından “İrtica-906” diye kodlanmış, ölüm döşeğinde yatarken bile izlenmiş ve Safahat’ı da imha edilmişti!", HaberTürk, 2018]

***: [İsmet Özel, "İstiklâl Marşı’nı O Musiki İle Söylerseniz Bütün Vurguların, Bütün İşaret Edilen Fikrî Esasların Temayüz Ettiğini Görürsünüz", www.istiklalmarsidernegi.org.tr, 2008]

19°
açık