Rusya'nın agresif politikalarında "Kırım" örneği

Çıkarlar ve pazarlıklar üzerine inşa edilen dünya tarihinde agresif politikalarıyla yer edinen Rusya'nın, Kırım'ı ilhakı geniş bir perspektiften incelendiğinde meselenin çok yönlü aktörlerinin olduğu ve ciddi bir etki alanı oluşturduğu görülmektedir.

ARAŞTIRMA-ANALİZ 07.01.2021, 14:10
Rusya'nın agresif politikalarında "Kırım" örneği

Emperyalist emellerle yollarına devam eden devletlerin, muhtelif kılıflarla işgal faaliyetlerini haklı bir zemine oturtma çabası, artık resmen uluslararası ilişkilerin vazgeçilmez bir unsuru haline geldi. Bu devletlerden biri olan Rusya’nın, Kırım’ı hukuksuz işgali de “ofansif realizm” ve “defansif realizm” kavramları çerçevesinde incelenmektedir. Rusya, “Batı tehdidi” kartını kullanarak gerçekleştirdiği işgal faaliyetini “savunma” bahanesine dayandırmaya çalışsa da gerek Rusya’nın tarihsel geçmişindeki olaylar gerekse Kırım’ın işgalinden önce ortaya serilen politikalar, söz konusu ilhakın “ofansif” (saldırgan) karakterini gözler önüne sermektedir.

Sovyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan eden cumhuriyetlerden biri olan Ukrayna, Rusya için adeta bir hayal kırıklığıdır. Her şeyden önce Ukrayna toprakları, Rus devletinin başlangıç noktasıdır. IX. yüzyılda Rusya’nın ilk tarihi siması Oleg’in Kiyef (Kiev) topraklarına yerleşmesi, Rus devletinin başlangıcı olarak da kabul edilmektedir. Bugün Rusya, daima kendisinin bir parçası olarak gördüğü Ukrayna topraklarında, yüzünü Batı’ya dönmek isteyen ve mümkünse Rus etkisinden tamamen sıyrılmayı amaçlayan bir yönetimle karşı karşıyadır. Rusya ve Ukrayna merkezli meydana gelen Kırım meselesinin arka yüzündeki farklı aktörlerin varlığı, konuya uluslararası bir boyut kazandırmaktadır.

Krize giden süreç

Nikita Kruşçev’in 300. yıl hediyesi olarak Kırım’ı Ukrayna’ya hediye etmesi ve SSCB’nin dağılmasıyla bunun bir hata olarak değerlendirilmeye başlanması, sorunun çıkış noktasıdır. Rusya bu karara karşı çeşitli muhalif tutumlar sergilese de bu konuda yavaş bir sindirme politikası izlediğini görmek zor değil. 1990’larda Kırım Parlamentosu’nun bağımsızlık kararı alması üzerine Rusya’nın, Kruşçev’in Kırım kararını yasa dışı ilan ettiği görülür. Aslında bu dönemde etkili bir tepki verilememesinin nedeni, Çeçenistan Harekâtı için hazırlık aşamasında olan Yeltsin’in, Ukrayna ile sorun yaşamak istememesi ve krizi olabildiğince yumuşak şekilde atlatmak istemesiydi. 2014’te yaşanan krize kadar Rusya, Karadeniz filosunda var olmak için farklı yollar izledi. Örneğin 1997’de imzalanan anlaşmayla, Sivastopol üssü Rusya tarafından 20 yıllığına kiralandı ve Karadeniz donanması yarı yarıya bölündü. Ayrıca Rusya, donanmanın büyük bir kısmını satın aldı. Bu, Rusya’nın Karadeniz hakimiyeti için önemli bir adımdı.

2014 Ukrayna-Rusya Krizi

Ukrayna’da yönetime geçen liderlerin Rusya veya Batı yanlısı olması gelişen hadiseleri derinden etkiledi. 2014 Ukrayna – Rusya krizi de Rusya taraftarı Yanukoviç’in liderlik yaptığı bir sürece denk geldi. Yanukoviç’in AB’den gelen Ortaklık Anlaşması teklifini reddederek Sivastopol üssünün Rusya’ya kiralanma süresini 2047’ye kadar uzatma kararı alması, krizin fitilini ateşleyen hadise oldu. Yanukoviç’in AB anlaşmasını imzalamaması üzerine Ukrayna, “AB yanlıları” ve “Rusya yanlıları” olmak üzere ikiye bölündü. Şubat 2014’te yükselen kriz ortamıyla, protestolarda 100 kişi öldürüldü. Yapılan erken seçimle Yakunoviç’in yerine geçen Oleksandr Turçinov, ABD ve AB yanlısı politika izlemeye başladı. Yakunoviç’ten sonra AB ile Ortaklık Anlaşması imzalansa da Ukrayna’nın AB üyeliğine dair bir gelişme olmaması, AB’nin bölgedeki hedefleri açısından aydınlatıcı bir noktadır. AB için Ukrayna’nın konumu, enerji kaynakları açısından önem arz etmektedir. Hazar ve Orta Asya’nın hidro-karbon kaynaklarına yakın olma fikri, AB’nin buradaki etkinliğini artıran başat faktörlerdendir.

Rusya’nın “saldırgan” politikaları ve Türkiye

Rusya’nın Kırım’ı işgalinden önce gerçekleştirdiği Çeçenistan Harekâtı, Gürcistan Savaşı ve AEB hamleleri düşünüldüğünde, “büyük güç olma” emelleriyle ilerlediği görülmektedir. Ukrayna’nın Batı’ya yaklaşmasıyla NATO ve AB tarafından çevrelendiğini ve bunun bir tehdit olduğunu savunan Rusya, Karadeniz ve Akdeniz politikalarıyla Türkiye’yi çevrelemektedir.

Rusya, Kırım Sivastopol’deki üssüne yerleştirdiği savaş ve bombardıman uçakları, denizaltıları, radar ve füze savunma sistemleriyle kapsamlı bir askerî varlık sergilemektedir. Söz konusu varlık, Rusya’nın Karadeniz’i kontrol edebilmesi ve izleyebilmesine olanak sağlamaktadır.

SSCB’nin dağılmasıyla düşmanını kaybeden NATO, 2014 Ukrayna krizi ile Rusya’yı net bir şekilde tehdit listesine aldı. Bu bağlamda, Karadeniz’de Rus askerî varlığının yanı sıra NATO’nun da kapsamlı bir askerî varlığından söz etmek mümkün. NATO, Karadeniz’deki askerî varlığını Doğu Avrupa üsleriyle kuvvetlendirmektedir. Varşova Zirvesi’nde duyurulan bir kararla NATO’nun Letonya, Litvanya, Estonya ve Polonya’ya çok uluslu askerî birlikler konuşlandıracağı kesinleşmişti. 2020 yılında yapılan tatbikat çalışmalarına bakıldığında, NATO’nun 2020 eylül ayı içerisinde Doğu Avrupa’da kısa aralıklarla 3 tatbikat gerçekleştirdiği görülmektedir. Yine 2020’nin eylül ayında Kafkas-2020 tatbikatını gerçekleştiren Rusya’nın etki alanının Karadeniz odaklı olduğu görülmektedir. Devletlerin muhtemel tehditlere hazırlık için tatbikat yaptığı düşünüldüğünde, tatbikatların arkasındaki küresel savaş mekanizması kendisini gösteriyor. Bundan yola çıkarak NATO ve Rusya’nın gerçekleştirdiği tatbikatlar, mekan ve zaman bağlamında ayrıca önem arz ediyor.

Türkiye açısından bakıldığında, yeterli önlemler alınmadığında Kırım bölgesindeki Rus varlığının ciddi bir güvenlik zafiyetine dönüşebileceği bilinmelidir. Türkiye’nin devam eden senaryoda aktif bir rol almadığı görülse de güvenlik tehdidinin yanı sıra yapılan anlaşmalar da Türkiye’yi bölgenin aktif bir unsuru haline getirmektedir .

22 Haziran 1936’da imzalanan Montreux Sözleşmesi ile 1923 Boğazlar Sözleşmesi’ndeki “silahsızlanma” şartları kaldırıldı. Montreux ile Türkiye ve diğer Karadeniz devletlerine çeşitli haklar tanındı. Örneğin Türkiye’nin tarafsız ve savaş dışı olması halinde, savaşan tarafların savaş gemilerinin Boğaz’dan geçemeyecek olması; Türkiye’nin savaşa girmesi veya yakınında bir savaş olması durumunda savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçip geçmeyeceğine karar vermesi gibi kararlar alındı. Denilebilir ki toprakların güvenliği noktasında kilit rol oynayan Boğazlar’daki aktif rolün artırılması bir seçenek değil zorunluluktur ve tarihsel ve hukuksal dayanaklara bakıldığında da Türkiye’nin senaryodaki yeri anlaşılmaktadır.

Bugün Rusya’nın Karadeniz ve Akdeniz’deki askerî stratejisi birbirini tamamlamaktadır. Rusya’nın Karadeniz’de güçlenmesi, Doğu Akdeniz’deki donanma faaliyetlerinin devam edebilmesi açısından hayati önem arz etmektedir. Söz konusu önem, Rusya’nın Kırım’ı ilhakından sonraki adımının 2015 yılında Suriye’deki savaşa dahil olmasıyla anlaşılabilir. Sonuç olarak, NATO ve AB tarafından çevrelendiğini iddia ederek Kırım’ın hukuksuz işgalini devam ettiren Rusya’nın saldırgan politikalarının yegane örneği Türkiye’dir. “Çifte Çevreleme Politikası” ile Türkiye adına ciddi bir tehdit haline gelen Rusya, Türkiye için kültürel mirasla gelen sorumlulukların yanında aynı zamanda bir güvenlik sorunu olmaya devam etmektedir. Bu bağlamda geçmişe dönmek gerekirse Osmanlı döneminde 1792 Yaş Anlaşması ile Kırım’ın kaybedilmesi Karadeniz, Boğazlar ve Anadolu’yu tehlike altında bırakmıştı. Osmanlı, Karadeniz’in kuzeyindeki en büyük gücünü kaybetti ve Rus tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Bugün bu tehdit her geçen gün artmakta ve Rusya, saldırgan politikalarına hız kesmeden devam etmektedir. İlerleyen süreçte Kırım Türkleri üzerinde uygulanan insan hakları ihlallerinin son bulması ve Türkiye açısından bölgede güvenliğin sağlanması en büyük temennidir. Yine tarihsel süreç, bu iki temenninin paralel bir noktada ve bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Kaynakça

Derman, G. Saynur, “Kırım Hanlığı”,  içinde Avrasya’nın Sekiz Asrı Çengizoğulları, Yay. Haz. İlyas Kemaloğlu - Hayrunnisa Alan, 320-372.  İstanbul: Ötüken Yayınları, 2017.

Kurat, Akdes Nimet, Rusya Tarihi, Ankara: TTK Yayınları, 2020.

Armaoğlu, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, İstanbul: 2017.

Çakır Oğuzhan, Demiroğlu Ayça, “Ofansif Realizm Bağlamında Kırım’ın İlhakı”, Novus Orbis, 2 (2020): 15-35. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1301815

Ingelevic-Citak, Milena, “Crimean Conflict – From The Perspective of Russia, Ukraine, and Public International Law”, International and Comparative Law Review, 15 (2018): 23-45. 10.1515/iclr-2016-0034

Özçelik, Sezai, “II. Soğuk Savaş ve Kırım’daki Jeostratejik Gambit: Rusya’nın Stratejik Derinliği Bağlamında Kırım’ın İşgali ve Kırım Tatarları”, içinde Karadeniz ve Kafkaslar: Riskler ve Fırsatlar, editör Osman Orhan, 57-75. İstanbul: TASAM Yayınları, 2018.

Yılmaz, Sait, “Küresel Savaş Mekanizması ve NATO Tatbikatları”, 11 Ekim 2020. http://ankaenstitusu.com/kuresel-savas-mekanizmasi-ve-nato-tatbikatlari/

Polat, Doğan Şafak, “NATO ve Rusya Federasyonu’nun Yeni Mücadele Alanı: Karadeniz”, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi, 5 (2017): 51-66. 10.14782/sbd.2017.56

Ozan, Emre, “Doğu Akdeniz’de ABD-Rusya Rekabeti ve Türkiye’nin Güvenliği”, Uluslararası Kriz ve Siyaset Araştırmaları Dergisi, 4 (2020): 159-188. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1126280

10°
açık