banner23

banner31

banner24

banner25

Türk Milleti’nin koparmaması gereken takvim yaprağı: 17 Şubat 1993

Başkent Ankara’nın soğuğu ile şaşırtmadığı günlerden biriydi. Ancak Şubat’ın 17’sini soğutan tek neden, mevsimsel gerekçelere dayanmıyordu.

ARAŞTIRMA-ANALİZ 17.02.2021, 12:47
Türk Milleti’nin koparmaması gereken takvim yaprağı: 17 Şubat 1993

O yıl (1993) 154 yaşına basan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kırsaldaki bütün asayişinden sorumlu olan Jandarma Teşkilatı’nın Genel Komutanı, üç subay, bir astsubay ve bir PTT görevlisinin de içinde olduğu ABD yapımı Beach Craft B200 modeli uçak düşmüştü.

Diyarbakır’a gidiyorlardı. Uçak henüz Ankara/Yenimahalle’den havalanmıştı ki doğru düzgün yol bile alamadan ilçede bulunan PTT bahçesine çakıldı. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis ve beraberindeki askerler enkazdan şehit olarak çıktılar…

Kurumsallığı çok eskilere dayanan bir ülkenin başkentinde; yerde bir uçak enkazı, o ülkenin yetiştirdiği vatansever ve başarılı bir general ile beraberindeki askerler paramparça olup şehit düşmüş yerde yatıyorlardı.

Küçük bir çocuğa bile böyle bir fotoğraf tasvir edilse tuhaflık sezilebilecekken, bunun basit bir kaza olduğu yönünde kolaya kaçılan açıklamalar yapıldı.

Eşref Paşa şehit olmuştu! Bildikleri ile beraber çok sevdiği vatanına feda etmişti kendisini…

Peki kimdi Org. Eşref Bitlis? Bu bir suikast ise bildikleri veya yapmaya çalıştıkları nelerdi? En önemlisi uçak niçin Diyarbakır’a havalanmıştı?

[Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis]

1990 yılında Orgeneral rütbesine yükseltilen başarılı asker Eşref Bitlis, Jandarma Genel Komutanı olmuştu. Askerinin gözünde “baba” bir paşa profili vardı.

Türkiye özellikle 90’lı yıllarda çetin süreçlerden geçmiş bir ülke. O yılları yaşayanlar, fail-i meçhullerden derin yapılanmalara, Türk toplumunu yıpratacak birçok hadisenin cereyan ettiği konusunda hem fikirdir ve muhtemelen de kimse hayırla anmaz.

Tüm bu heyula içerisinde şerefiyle vazifesini yerine getiren, terör belasından Türk milletini kurtarmaya çalışan Org. Bitlis, bir an olsun yerinde durmuyordu. Diplomasiden askerî operasyonlara kadar Türkiye’nin geleceğini bu beladan kurtarmak için bütün yolları kullanıyordu.

“Çekiç Güç”ün Türkiye’yi kesinlikle terk etmesi gerektiğini her fırsatta dile getiriyordu. Irak’ın kuzeyinde oluşturulacak müstemleke bir Kürt devletinin oluşumuna net bir şekilde karşı çıkıyordu. Buna müsaade etmeyeceklerini bulunduğu her yerde vurgulamaktan kaçınmıyordu. Hatta 7 Şubat 1993 tarihinde –yani uçağın düşürülmesinden 10 gün önce- “İncirlik üssünden kalkan uçakların PKK terör örgütüne yardım dağıttığını” belirten bir rapor teslim ettiği iddia edildi.

TBMM’ye Erdal İnönü’nün partisi SHP (Sosyal Demokrat Halkçı Parti) listesinden giren Leyla Zana ve Hatip Dicle gibi isimlerin kışkırtıcı ve anayasaya aykırı konuşmaları sadece meclisi değil, toplumu da karıştırmıştı. Kısa bir süre sonra terör elebaşı Apo’nun, serhildan (isyan) ilan etmesi ile özellikle Güneydoğu bölgesi tam bir gayya kuyusuna dönüşmüştü.

Terörle Mücadelenin En Tepesindeki İsim Nasıl Öldürüldü?

[Görsel: AA]

İşte böyle bir ortamda terörle mücadelenin kumanda odasını yönetiyordu Org. Eşref Bitlis. Soğukkanlılığını koruyordu. Kurduğu strateji, Türkiye Cumhuriyeti’nin “kendi başına kaldığında” bu beladan kurtulabileceği üzerine planlanmıştı.

30 Ağustos 1992 tarihinde PKK, Şemdinli-Alan karakolunu basarak 20 askerimizi şehit etti. Bundan tam 3 gün sonra Org. Bitlis, ekim ayını da kapsayacak operasyonları başlattı. Irak’ın kuzeyindeki peşmergeyi de kattığı operasyonlar, 31 Ekim 1992’de TSK’nın Haftanin kampını ele geçirmesi ile son bulmuştu. Türk devleti basılan nasırlı ayağının cevabını sert verdi: Tam 3 bin terörist etkisiz hale getirilmişti…

Eşref Paşa’nın sıradaki planı sınır ötesine gitmekti. Çözümün sadece Türkiye Cumhuriyeti hudutları içerisinde olmadığı kanaatine varmıştı. Ancak son derece önemli olan bu ziyaret rahatsızlık oluşturduğu güçlerce sabote edildi. 17 Aralık 1992’de Irak’ın Selahaddin şehrine giderken, “kendilerine bilgi verildiği halde” Çekiç Güç’e bağlı ABD savaş uçakları tarafından Org. Eşref Bitlis’in helikopteri taciz edilerek inişe zorlandı. Helikopter düşmekten son anda kurtarıldı.

Bu tehdit ile de yılmayan şehit Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in ABD yapımı Beechcraft B200 King Air tipi uçağı, Ankara’dan Diyarbakır’a gitmek üzere yeniden havalandı. Ancak henüz Ankara’dan çıkamadan yere düştü. Uçaktan sağ çıkan olmadı…

Ankara, yerde soğuk toprağa çakılan uçak enkazıyla sessizliğe bürünmüştü. Bu kadar badireyi atlatan, terörün en korkunç tarafıyla yüzleşen ama bunlarla yılmayan şerefli bir paşa ve beraberindeki herkes şehit olmuştu.

[Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş - Görsel: AA]

Daha ilk günlerden dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş başta olmak üzere bunun bir “kaza” olduğu, motorun buzlanması ve pilotların vertigo (his kaybı) yaşaması sonucu uçağın düştüğü söylenmeye başlandı. Sanki zaten ölüm döşeğinde öleceği beklenen birileri ölmüş gibi davranılıyor, kafasında soru işaretleri oluşanlara şaşkınlıkla bakılıyordu.

Ancak bazı tuhaflıklar gün gibi ortadaydı.

Mesela, uçağın düşmesinden bir gece önce nöbet tutan er Tahir Metin daha sonra 32. Gün programında yaptığı açıklamada, “normal şartlarda orada bulunmaması gereken” pilot üniformalı birini uçağın etrafında gördüğünü söyledi.

Bilim de bunun bir kaza olmayabileceği yönünde kanaat getirdi. Düşen uçakta Org. Bitlis ile birlikte olan Tuğrul Sezginler’in ablası Saime Sezginler’in sabotaja yönelik 1996 yılında açtığı davada sunulan bilirkişi raporu, olayın kaza boyutunun çok ötesindeydi.

İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi öğretim üyeleri tarafından hazırlanan raporda:

"Motor iç aksamının enkaz mahallinde bulunamaması ve sağlam olan motor zarfının parçalanmamış, hatta fazla deforme olmamış görüntüsü karşısında, sabotaj ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır."

İfadelerine yer verildi.

Sonu Gelmeyen Esrarengiz Ölümler

Tuhaflıklarla dolu o yıl, kolay son bulmadı. “Tesadüflerin” de ardı arkası kesilmedi. Eşref Paşa ile bağlantısı olan bazı üst düzey askerler de ya intihar etti ya da vuruldu. Ancak kimisi nereden geldiği bile belli olmayan kurşunla!

[Jandarma Tuğgeneral Bahtiyar Aydın]

Ekim 1993’te Org. Eşref Bitlis’in ekibinden olan Jandarma Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, “nereden geldiği bilinmeyen ve Canvas-svg suikast tüfeğinden çıktığı belirlenen” bir kurşun ile Diyarbakır-Lice Bölük Komutanlığı bahçesinde şehit edildi.

[Jandarma Kurmay Binbaşı A. Cem Ersever]

Aynı yılın kasım ayında Jandarma Kurmay Binbaşı Cem Ersever, JİTEM ile ilgili önemli açıklamalar yaptıktan kısa bir süre sonra elleri bağlanmış ve başına ateş edilmiş şekilde ölü bulundu.

[Jandarma Albay Kazım Çillioğlu]

Yine uçağın düşmesinden tam bir yıl sonra, uçağa binmesi son anda iptal olan Jandarma Albay Kazım Çillioğlu’nun, Jandarma Lojmanı’nda intihar ettiği açıklandı. Şehit Albay Çillioğlu dindarlığı ile bilinen bir subaydı. İntihar ettiği iddia edilen ve o gün oruçlu olan Çillioğlu’nun ölümüne yönelik o dönem soruşturmayı yürüten Malatya Başsavcıvekilliği’nin 62 sayfalık bilirkişi raporuna göre bu bir intihar değil cinayetti…

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis ve beraberindeki askerler terörü bitirmek için canlarını feda etti. Ancak “20 yıllık asli zaman aşımı süresinin dolduğunun” kabulü ile kovuşturmaya yer olmadığı kararlaştırılarak soruşturma kapatıldı.

Türk milletinin gönlündeki dosya ise hala açık…

açık