banner23

banner24

"Türk olmak suçunu" başının üzerinde taşıyan lider: Dr. Sadık Ahmet

Yunanistan’ın özerk Batı Trakya bölgesinde, Türklerin yoğun olarak yaşadığı Gümülcine vilayetine bağlı Küçük Sirkeli Köyü’nde yaşayan “Ahmet” soy isimli aile büyük bir heyecan yaşıyordu. Takvimlerin 7 Ocak 1947’yi gösterdiği sıralarda oğulları “Sadık” dünyaya gelmişti. Ailesinin ona Sadık ismini vermesi kaderin bir cilvesi midir bilinmez ama Dr. Sadık Ahmet doğumundan ölümüne dek kimliğine olan sadakati için savaştı.

ARAŞTIRMA-ANALİZ 21.09.2020, 20:40
"Türk olmak suçunu" başının üzerinde taşıyan lider: Dr. Sadık Ahmet

İlköğretimini doğduğu köyde tamamlayan küçük Sadık, o yaşlardan itibaren başarılı ve zeki bir öğrenciydi. İlköğretiminin ardından liseyi okumak üzere Gümülcine’ye hareket etti ve burada bulunan bir Türk Okulu olan Celal Bayar Lisesi’nden mezun oldu.

[Batı Trakya Türk Cumhuriyeti Bayrağı]

Doktor olmak istiyordu. Çalışkanlığının yanında halkının sorunları için daha o yaşlarda dertlenerek idrakine varacak kadar berrak bir zihne ve büyük bir gönüle sahipti. Bir zamanlar Türk idaresi altında huzur ve sükûnet içinde yaşanan Batı Trakya ve Rumeli topraklarında artık, “Türk demenin bile” yasak olduğu zamanlardan geçen genç Sadık, önce tıp doktoru olacak ama ileride neşteri sadece hasta vücutlarına değil, Türk ve Müslüman düşmanlığından hastalanmış/faşistleşmiş zihinlere de vuracağı günlere doğru gidiyordu.

19 yaşında geldiğinde önce bir yıl Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi ve ardından Selanik Tıp Fakültesi’nde öğrenim görerek doktor oldu. 34 aylık zorunlu askerliğini bitirdikten sonra bir yıllık zorunlu hekimlik hizmetini de tamamlayarak 1978’de Gümülcine'ye geri döndü.

Baba ocağına dönen Dr. Sadık Ahmet için artık mücadele daha etkin şekilde başlayacaktı. Öncesi katılmaksızın sadece döndüğü yıl olan 1978’de içini acıtan bir asimilasyon politikasıyla karşılaştı; hiçbir hukuki gerekçe olmadan Türk köylerine ait meyve bahçeleri, geniş araziler ve verimli tarlalar Yunan Devleti tarafından gasp edilerek kamulaştırılmıştı.*

Batı Trakya’da Türkler eğitim kurumlarını kendileri kurup denetleyemiyor, kendi dini liderlerini seçemiyor dahası “Türk” olduğunu dahi dile getiremiyorlardı. Sesini çıkartanın sesinin kısılması için gereken her şey yapılıyordu ve koca Avrupa’da bu gaddar asimilasyona karşı herkes üç maymunu oynuyordu.

Genç doktor kendi hayatından feragat etme pahasına, halkının özgürlüğü için sesini çıkarttı; tarihler 1985 yılını gösterdiğinde, -bir yıl sonra durağının zindan olacağını göze alarak- uluslararası kamuoyunu ‘uyandırmayı’ amaçlayan bir imza kampanyası başlattı ve tam 15.000 imza topladı.

Selanik’te Demokrasi ve İnsan Hakları üzerine tertiplenen bir toplantıda Batı Trakya Türkleri’nin sorunlarını anlatan bildiriler dağıtan Dr. Sadık Ahmet’e yine o soğuk yüzlü kapı gösterildi; 30 ay tekrar cezaevine hapsedildi…

1989 yılında özgürlüğüne kavuşan Ahmet, bu kez parlamentoya girmek üzere kollarını sıvadı. Haziran ayında milletvekilliğine adaylığını koydu ancak hiçbir altyapısı olmayan gerekçelerle adaylığı reddedildi.

Bastırıldıkça sesini gürleştiren Dr. Sadık Ahmet, 1990 yılında Lozan Antlaşması’ndan doğan Batı Trakya Türkleri’nin özerklik hakları doğrultusunda Türklere “Türk” dediği için yeniden hapis cezasına çarptırıldı ve 2 ay tutuklu kaldı. Artık sistematik hale gelen bu hukuksuz cezalara karşı bu defa Selanik-Dudullu cezaevine girerken:

"Sadece Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Eğer Türk olmak suçsa, şunu tekrarlıyorum Türk'üm ve ebediyyen öyle kalacağım."

şeklinde hitap ettiği binlerce kişiden müteşekkil Türk topluluğundan tek bir istirhamı vardı; kimliklerini korumaları… Kendisini zindana yeniden uğurlayan kalabalık hep bir ağızdan “Hepimiz Türk’üz!” sloganlarıyla karşılık verdi.

Sindirilemeyen hürriyet mücadelesine bu kez siyasal hareketini büyüterek devam edecek olan Dr. Ahmet, 1990 yılında aldığı büyük oy oranı ile bağımsız olarak parlamentoda yerini aldı ve 1991 yılında ‘Dostluk, Eşitlik ve Barış Partisi (DEB)’ ni kurdu.

Batı Trakya Türkleri’ni bu hareket etrafında toplayan Dr. Sadık Ahmet’in önünü kesmek isteyen Yunan rejimi bu kez 1993 genel seçimlerinde hukuku hiçe sayan ve bugün hala kaldırılmamış olan ‘%3 seçim barajı’nı yürürlüğe koydu.

[1995 yılı Lozan Antlaşması'nın 72. yıldönümünde, Yunan bir çiftçinin traktörü altında kalan merhum Dr. Sadık Ahmet'in aracı]

Ömrünü adadığı bir halkın bağımsızlık mücadelesinin önü hiçbir kısıtlamayla kesilemeyen bu yılmaz liderin önü son olarak, Gümülcine-Susurköy mevkiinde aracı ile seyir halindeyken, Yunan bir çiftçinin traktörünün şiddetli biçimde çarpması sonucu kesildi. Tesadüf o ki(!) bu şaibeli kazanın tarihi; Batı Trakya Türkleri’nin özerklik haklarını garanti altına alan Lozan Antlaşması’nın imza yıldönümü olan 24 Temmuz 1995’ti…

Dr. Sadık Ahmet kendisinden ve menfi hürriyetinden milleti için vazgeçmiş idealist bir önderdi. Görünen o ki; bugün hala mücadelesini yürüttüğü toplumun haklarını geri vermeyen rejim, Ahmet’in dirisi kadar ruhundan da korkuyor… Şad olsun!

[Merhum Dr. Sadık Ahmet'in Gümülcine'de bulunan kabri]

Dipnot:

*Sadece merhum Dr. Sadık Ahmet'in Gümülcine'ye döndüğü tarih olan 1978 yılında;

-Trakya Dimokritos Üniversitesi için tamamı Türk köylerine ait 3.200 dönümlük kiraz ve meyve bahçeleri zorla kamulaştırıldı; bugün bu arazinin 300 dönümü bile üniversite için kullanılmıyor.

-SSCB’den gelen Pontuslu göçmenlerin yerleştirileceği örnek yerleşim yerleri için Gümülcine’nin batısında %95’i Türklere ait 2.000 dönüm arazi zorla kamulaştırıldı. Tamamı kullanılmayan bu arazi, kamulaştırma amacına aykırı olarak 2000’li yılların başında cüzi miktarlara Yunanlara satıldı.

-Gümülcine’nin doğusunda 6’yı aşkın Türk köyünde bulunan 4.300 dönüm arazi ‘sanayi yapma’ bahaneleriyle zorla kamulaştırıldı; yıllar içerisinde çok cüzi miktarlarla Yunanlara satıldı.

-Gümülcine’nin kuzeyinde, Türklerin geçim kaynaklarından biri olan 4.300 dönümlük tütün arazisi, askeri amaçlarla kamulaştırıldı; bugün bile hala üzerinde hiçbir tesis kurulmamış olarak boşta duran bu arazi yılda sadece birkaç kez küçük askeri eğitimlerde kullanılmaktadır.

banner34