banner23

banner26

banner24

banner25

06.11.2020, 15:02

Bir Sonuca Varalım: Savunma ve Havacılık Sektörünün Dijital Dönüşümü Elzem

Dijital dönüşüm sadece belirli sektörler özelinde değil bir bütün olarak dünyanın yeni bir döneme girmesine neden oldu. Zira dijital dönüşüm birkaç açıdan bilhassa önem taşıyor:

(1)İş süreçlerine ilişkin maliyetleri düşürmesi,

(2)Rekabet avantajı sağlayarak mevcut ve olası zorluklarla baş edilebilmesine imkan tanıması; nitelikleri arttırması.

Dijital dönüşüme sırt çevirmek ya da dijital dönüşümü uzun bir süre ertelemek, her türlü organizasyonu kaçınılmaz olarak oyun dışına itecektir. Ancak uygulamada insanlık tarihinde süregeldiği üzere bu yeni evrenin başlangıcında da  “yeni” ve “eski” bir çatışma hali içerisinde. Dijital dönüşüm şirketleri süregelen işleyişlerinin dışına çıkarmakta ve hatta bu işleyişi yıkmaktadır. Bu durum ise tabi olarak, muhafazakar bir tutum sergileyen şirketlerin dijital dönüşüme direnç göstermesine neden olmaktadır. Savunma ve havacılık sektörünün içerdiği hassasiyet ise söz konusu direncin şiddetini arttırmaktadır. Şirketlerdeki bu dirence ek olarak savunma ve havacılık sektöründeki ürünlerin kullanıcısı olan (temel olarak devlet) organizasyonlar da esas itibariyle alışkanlıklarını değiştirmek istememektedir.

Kültürel muhafazakarlık doğrultusunda var olan düzenin bozulmaması adına dijital dönüşümde geç kalınması, dijital dönüşüme yatırım yapan şirketler ile geri dönüşü olmayan teknik ve ekonomik kapasite farklılıklarının oluşmasına neden olacaktır. Nitekim siber güvenlik endişeleri nedeniyle verilerini irrasyonel olarak “sakınan” şirketler, rakiplerinin “stratejik bir varlık”, “anahtar”, “petrol”… olarak gördüğü verilerden yeni değerler üretemeyecektir.

Doğrudan doğruya devletlerin bir siber tehdit kaynağı haline geldiği ve tam anlamıyla kavramsal sınırları çizilmemiş olsa da siber savaş halinden söz edildiği yeni bir çağdayız. Bu gerçekliğe rağmen dijital dönüşümün göz ardı edilmesi savunma ve havacılık sektöründeki şirketlerin ve bu şirketlerin ana ülkelerinin uzun vadede daha güvenli bir hal almasını sağlamayacaktır. Çünkü verilerin dijital dönüşümden dışlanması kısıtlı bir süre için bu verileri siber tehditlerden korusa dahi, bu yapay bir korumadır. Muhtemel biçimde bir noktadan sonra şirketler verilerini dijitale aktarmak durumunda kalacaktır.

Savunma ve havacılık sektörünü dijital dönüşümden alıkoyan kültürel muhafazakarlık kaynaklı endişelerin tümüyle yok sayılması beklenmemelidir. Zira dijital dönüşüm risk almayı gerektirse de savunma ve havacılık sektöründe riske edilen yalnızca ekonomik kaynaklar değil, insan yaşamı ve ulusal güvenliktir.

Savunma ve havacılık sektörünün temel müşterisi devlettir. Dolayısıyla sektördeki müşteri çeşitliliği oldukça kısıtlıdır. Bu koşullar altında şirketler halihazırda satış gerçekleştirebiliyorken yüksek riskli yatırımlara yönelmek istemeyebilmektedir. Nitekim söz konusu şartlar yüksek riskli yatırımların şirketlere sunduğu faydaları sınırlandırmaktadır. Sınırlılık hali ise, devletlerin ulusal çıkarları adına yerli savunma ve havacılık sektörlerini dijital dönüşüme yönlendirmelerini ve sektörü desteklemelerini gerektirmektedir.

Dijital dönüşüm hızlı olmayı gerektirirken savunma ve havacılık sektöründe ürünleşme süresi oldukça (on yıllara varabilecek düzeyde) uzundur. Tekrar ve tekrar aynı sonuçların elde edilebilmesine; istikrara odaklanan savunma ve havacılık sektörü için hızlı değişimlere adapte olmak temel bir zorlayıcı unsurdur. Yine bu süreçte mevcut tasarımların sil baştan hazırlanmasına ilişkin bir zorunluluk da doğabilmektedir.

Dijital dönüşümün, tamda muhafazakarların çekindiği gibi ulusal güvenliğe zarar verebilecek bir hal almaması için bu dönüşümün, yerli ve milli teknolojilerin öncülüğünde gelişmesi önem arz etmektedir. Dijital dönüşümün dışa bağımlı bir nitelik arz etmesi doğrudan doğruya ulusal güvenlik üzerinde olumsuz etkisi bulunabilecek verilerin, yabancı aktörlere teslim edilmesi anlamına gelebilir. Dijital dönüşümü mümkün kılan teknolojilerin mülkiyetinin elde edilememesi; tüketici konumunda kalmak bu teknolojileri arz eden şirketlerin ve bu şirketlerin ana ülkelerinin savunma ve havacılık sektörü gibi hassas bir alanda (bağımlılık derecesine paralel olarak) güç elde edebilmesine neden olacaktır. Dahası, teknoloji kaynaklı bu gücün muhtemel biçimde ekonomi, dış politika ve askeri üstünlük üzerinde de etkisi bulunacaktır. Dijital dönüşümün yerli ve milli teknolojilerin öncülüğünde gerçekleşmesi ise, ulusal güvenliğin yeni teknoloji düzeninde de hakkıyla sağlanabilmesine önemli katkılar sağlayacaktır.

Savunma ve havacılık sektöründe dijital dönüşümün diğer sektörlere kıyasla neden başarısız olduğunu inceleyen çalışmaların bu soruya getirdikleri temel cevaplardan biri, sektörün kimi bilgileri dijitale aktarmaması, dijitale aktarılan kimi bilgilerin paylaşımında ise isteksiz kalmasıdır. Böylece güvenlik kaygıları ile bağlantılı olarak gelişen bu gizlilik hali dijital dönüşümden elde edilebilecek faydayı azaltabilmektedir. Güvenilir partnerlerle işbirliği içerisinde olmak tüm sektörler için mühim olmakla birlikte dijital dönüşüm bu ehemmiyeti daha da arttırmaktadır.

Teknolojik gelişmeler neticesinde farklı sektörlerde şimdiden belirgin hale gelen “teknoloji savaşlarının” ilerleyen süreçte yoğunlaşabileceği göz önüne alınmalıdır. Böyle bir olası “savaş” durumunda yerel gereksinimlerin en iyi şekilde karşılanabilmesi ve ihracat pazarının korunabilmesi yada geliştirilebilmesi için dijital dönüşümü mümkün kılan teknolojilerin mülkiyetinin yerli aktörlere ait olması son derece kıymetlidir. Dijital dönüşümün yerli ve milli teknolojiler öncülüğünde gelişmesi, kaçınılmaz olan bu dönüşümün sunduğu faydalardan ülkemizin daha büyük bir pay alabilmesini sağlayacaktır.

Hal bu iken, iyi planlanmış, aşamalı biçimde ilerleyen ve yerli ve milli teknolojilerin öncülüğünde gelişen bir dijital dönüşüm savunma ve havacılık sektörümüz ve ülkemizin geleceği için gerekliliği ortadadır.

23°
açık