15.01.2021, 21:10

Dev Teknoloji Şirketlerinin Devletleşme Süreci

Her geçen gün derinleşen teknoloji savaşının iki zıt kutbu ABD ve Çin, bir yandan bu savaştan galip çıkabilmek için dev teknoloji şirketlerinin sunduğu rekabet avantajından faydalanmakta ama diğer yandan da bu devlerin yerel bazda kendilerinden de “dev” olmaması için “mücadele” etmektedir.

Çin yönetiminin Alibaba’ya bağlı Ant Group’a (eski adıyla Ant Financial) yönelik adımları da bu sürecin bir yansımasıdır. Söz konusu mücadeleye daha net bir biçimde bakabilmek için Çin mobil ödeme pazarının gelişimine bakmakta fayda var.

Şekil 1: Çin’de Nakit Olmayan Müşteriler Arası İşlemler (Trilyon Yuan)

Kaynak:  Economist

Çin’de kredi kartı kullanımı; Çin kültürünün borca yönelik yaklaşımı, kamu bankaları ile işlem yapmada karşılaşılan zorluklar ve satıcıların POS cihazlarını benimsemede yavaş kalması gibi sebepler doğrultusunda hiçbir zaman popüler olmadı. Böylece nakit işlem yapmanın neden olduğu kısıtlılıklar kredi kartlarıyla aşılamadı.

Akıllı telefonlardaki hızlı gelişim, kullanıcı dostu uygulamaların ortaya çıkması ve yakın bir zamana kadar devletin düzenleyici müdahalelerinin sınırlı olması Çin’de mobil ödeme pazarının gelişimi için uygun koşulları sağladı. Bu uygun koşullar doğrultusunda Şekil 1’de belirtildiği üzere Ant Group’a ait Alipay ve Tencen’a ait WeChat Pay’in (Tenpay olarak da bilinmektedir) öncülüğünde mobil ödeme pazarı hızla gelişti.

Analysys tarafından yapılan bir pazar araştırmasına göre Çin mobil ödeme pazarının %54’ü Alipay, %39’u ise WeChat Pay’in elindedir. Her iki uygulama da 1 milyar kullanıcı barajını aşmıştır.

Alipay ve WeChat Pay, QR kod aracılığıyla (temel işlev) ödeme yapılmasına imkân tanıyan ve kullanıcılarına farklı finansal hizmetler sunan uygulamalardır. Ancak uzmanlara göre uygulamaların elde ettiği gelirlerin ana kaynağı finansal veri ve müşteri trafiğidir.

Alipay ve WeChat Pay’in Çin'e gelen turistlerin bu uygulamaları edinmesini gerektirecek düzeyde ekonomik hayatın merkezinde yer alması, Alibaba ve Tencent’ın oldukça geniş çaptaki tüketici verilerini elde etmesini sağlamaktadır. Söz konusu verilerin kıymeti ve ABD’nin Çin’e yönelik tutumunun bir sonucu olarak Ocak 2021’de ABD Başkanı Donald Trump, Alipay ve WeChat Pay’in de içerisinde olduğu sekiz uygulamayı yasakladı. Bu kapsamda Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamaya göre Çin bağlantılı bu uygulamalar, ABD’deki milyonlarca kullanıcıdan hassas bilgileri de içeren çok sayıda bilgiyi elde etmekte ve bu da Çin yönetiminin ABD’lilerin hassas bilgilerine erişebilmesine imkân tanımaktadır.

Alipay ve WeChat Pay bir veri hazinesine sahip olsa da bu durum uygulamaların veri elde etme iştahını bastırmadı. Nitekim her iki uygulama da ödeme işlemlerinin QR kod yerine yüz tanıma sistemi aracılığıyla gerçekleştirilebilmesine yönelik faaliyetler yürütüyor. Yani uygulamalar hiçbir boşluk kalmayıncaya kadar Çin vatandaşlarının tüm varlıklarını talep ediyor. Halihazırda çeşitli yazılımların Çin tarafından vatandaşların izlenmesi amacıyla kullanıldığı göz önüne alındığında, böyle bir güncellemenin hayat bulması pek çok haklı endişenin doğmasına da neden oluyor.

Çinli dev teknoloji şirketleri Çin yönetimine meydan okuyabilir mi?

Bugün Ant Group, Alipay’den elde ettiği verileri ve yapay zekayı kullanarak tüketici kredileri ve sağlık sigortası gibi farklı finansal hizmetleri sunan başlı başına bir güç odağıdır. Bu gücün bir tezahürü olarak Alibaba’nın kurucusu Jack Ma, Ekim 2020’de finansal ve düzenleyici sistemin yeniliği bastırdığını belirterek şu ifadeleri kullanmıştır: “Bugünün finansal sistemi Sanayi Çağı'nın mirasıdır. Yeni nesil ve gençler için yeni bir tane kurmalıyız. Mevcut sistemde reform yapmalıyız.”

Ma’nın bu bir nevi meydan okumasının ardından gelişen süreçte Ant Group’un halka arzı engellendi, Ant Group’a antitröst soruşturması başlatıldı ve günlerdir Ma kameralar önüne çıkmadı.

Çin Sigorta ve Bankacılık Düzenleme Komisyonu (CBIRC) Başkanı Guo Shuqing, dev teknoloji şirketlerinin veriler üzerinde de-facto bir kontrole sahip olduğunu iddia ederek farklı tarafların veri haklarının aydınlatılması gerektiğini belirtmiştir. Guo’ya göre şu sorular sorulmalıdır:

(1) Büyük teknoloji şirketleri yeni gelenleri engelledi mi?

(2) Verileri uygunsuz bir şekilde mi topladılar?

(3) Kamuya açıklanması gereken bilgileri açıklamayı reddettiler mi?

(4) Kullanıcıları ve müşterileri yanlış bilgilendirmeye kalkıştılar mı?

Çin yönetimine yakın kaynaklar bugün Alipay ve WeChat Pay’in geleneksel bankalara benzer düzenlemelere tabi olması gerektiğini belirtse de uygulamaların böylesine hızlı bir biçimde birer güç odağı haline gelmesine vesile olan bizzat Çin yönetimidir. Mevcut durumu şöyle özetleyebiliriz; Çin küresel yarışta ona güç veren teknolojinin yerel bazda hakimiyetini sorgulamasına izin vermedi.

Çin ve ABD benzer koşullar altında

Dev teknoloji şirketleri, bir yandan merkez ülkelerine oldukça güçlü bir rekabet avantajı sunarken bir yandan da devlet mekanizmalarını dahi tehdit edebilecek güç odaklarıdır.

Ancak teknoloji devlerinin kısa sayılabilecek bir zaman zarfında elde ettikleri büyük güç ile yönetim şekli ne olursa olsun devletlerin geleneksel düzen anlayışı dengenin kurulmasını giderek imkânsızlaştırmakta ve haliyle kaçınılmaz bir çatışmaya da sebebiyet verebilmektedir.

Hatırlanacağı üzere Temmuz 2020’de ABD tekelleşme iddiaları üzerine Apple, Amazon, Facebook ve Google'ın CEO'larının ifadelerine başvururken ABD Başkanı Donald Trump ''Eğer Kongre büyük teknoloji firmalarını adalete davet etmezse, ki bunu yıllar önce yapmaları gerekiyordu, o zaman ben bunu Başkanlık Kararnameleri ile yapacağım. Washington yıllarca hep konuştu, eyleme geçmedi. Ülkemizin insanları bıktı, usandı.'' ifadeleriyle dev teknoloji şirketlerinin karşısında konumlanmıştı.

Trump’ın başkanlık seçimi öncesi ve sonrasındaki söylem ve eylemlerinde haklı olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur. Burada önem ifade eden husus; Silikon Vadisi’nin bundan birkaç ay öncesinde kendisine açık bir savaş açan ve hala başkanlık görevini elinde bulunduran Trump’ın sosyal medyadaki varlığını ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atıyor olmasıdır.   

Bu adımlardan biri olarak geçtiğimiz günlerde Twitter, "daha fazla şiddet olayını kışkırtma riski"ni gerekçe göstererek Trump’ın Twitter hesabını kalıcı olarak engellediğini açıkladı. Söz konusu kararla, ABD Başkanı karşısında ABD Toplumunun faydasını koruma misyonuna soyunan Twitter, hala görevde olan bir devlet başkanına karşı “yerindelik denetimi” yapabilmektedir. Bugün bu durum Trump karşıtlarını memnun etse de özü itibariyle bir sosyal medya platformunun mahkemeler üstü bir pozisyonu kendi kendisine verdiği anlamına gelmektedir. ABD’deki bir kesim tarafından büyük bir şaşkınlık oluşturan bu süreç Türkiye olarak bizim uzun süredir yakinen bildiğimiz ve hatta maruz kaldığımız tutumun başka bir versiyonudur.  

Türkiye özelinde bir sonuç

Trump’ın hesabının kapanmasını, bir toplumsal gereklilik olarak gören Twitter, Türkiye’nin terör propagandası içeren tweet’lerin kaldırılmasına ilişkin taleplerini defaatle uygulamaya koymadı. Ne yazık ki bu çifte standartlar Twitter’a özgü bir problem değil. Daha birkaç gün önce, “Gizlilik İlkesi” güncellemesi ile WhatsApp, “Avrupa bölgesindeki” kullanıcılardan farklı olarak Türkiye’deki kullanıcıları, uygulamayı kullanmaya devam etmek için birçok verisini Facebook'a ait şirketlerle paylaşmayı kabul etmek durumunda bırakmaktadır.

ABD toplumunun “refahı” adına ABD Başkanı’nı susturma ya da Çin gibi otoriter bir ülkede finansal sistemde değişik yapılmasını önerme kudretine erişen bir güçten söz ediyoruz. Dev teknoloji şirketleri kendilerini hizmet verdikleri ülkelerin kanunlarının ve regülasyonlarının üzerinde görüyor. Tam olarak bir “oldu bitti” yaklaşımıyla hukuku hiçe sayarak kendi kurallarını; sözleşmelerini dayatıyor. Burada, devletlerin konuyu anlamanın yanı sıra alternatif geliştirme dahil reaksiyon verme kapasitelerinin bu yeni düzene henüz adapte olamayışından da önemli payı bulunmaktadır.   

Bireyleri, farklı gereksinimler doğrultusunda kendilerine bağımlı hale getiren teknoloji şirketleri maalesef, kendi kurallarını dayatma sürecinde oldukça önemli bir mesafe katetti. Genel olarak regülasyonların oldukça kısıtlı olduğu bir ortamda dev haline gelen bu şirketler bugün devletmiş gibi hareket eden küresel güç odaklarıdır.

Bu koşullar altında, dev teknoloji şirketlerinin olağanüstü gücünü ve bu gücün olası sonuçlarını göz ardı etmek ülkemizin bugünü ve yarınına hizmet etmeyecektir. Son günlerde WhatsApp özelinde belirginlik kazanan farkındalık halini genişletmek ve hem bireysel hem de kurumsal verilerimizin paylaşımında “cimri” bir tutum izlemek durumundayız. Diğer türlü, basit uygulamalar etrafında kitleselleşen alışkanlıklara, alışkanlıklar bağımlılıklara, bağımlılıklar da bir süre sonra bağlılıklara dönüşecektir.  

açık