İsmail Türkoğlu: Rusya ve Ukrayna, muhtemelen ileri tarihlerde barışacaklar

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nden Prof. Dr. İsmail Türkoğlu, geçmişten bugüne Kırım meselesindeki kırılma noktalarına ve Kırım'ın güncel durumuna ilişkin değerlendirmelerini SavunmaTR ile paylaştı.

22 Ocak 2021, 15:57
İsmail Türkoğlu: Rusya ve Ukrayna, muhtemelen ileri tarihlerde barışacaklar

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölümü'nden Prof. Dr. İsmail Türkoğlu, Türk dünyasına yönelik devam eden Rus işgalinin tarihsel sürecine değindi ve konuyla ilgili Kırım özelinde değerlendirmelerini SavunmaTR ekibine aktardı. 

"Don Volga Kanal Projesi gerçekleşseydi Osmanlı, Karadeniz üzerinden daha fazla yardım gönderebilirdi"

Rus yayılmacılığının yanı sıra Osmanlı Devleti döneminde izlenen politikalara değinen Prof. Dr. İsmail Türkoğlu:

“Türk tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisi, Kazan Hanlığının Ruslar tarafından işgal edilmesidir. Kanuni Sultan Süleyman’ın, Korkunç İvan’ı işgale son vermesi için uyarmasına rağmen İvan, Kanuni’nin bu emrini savuşturarak işgali yaygınlaştırmış ve 1552’den itibaren Sibirya’ya doğru bütün Türk bölgelerini ele geçirmiştir. Kazan Hanlığı’nın alınması, Türk dünyasında işgallerin başlangıcıdır. Ondan sonra sırasıyla Astrahan Hanlığı, Kasım Hanlığı, Sibir Hanlığı ve en son Kırım Hanlığı’nı aldı. Ruslar II. Katerina döneminde Kırım’a önce özerklik verdiler sonra da 1783’te tamamen işgal ettiler. Kırım’ın bütün yer adlarını değiştirerek Ruslaştırdılar. Mesela Akmescit’e Simferopol, Akyar’a Sivastopol diyerek isimleri değiştirdiler.

Osmanlı Devleti, Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Kırım’ın özerkliğini kabul etmişti. Ancak bu özerklik bizim açımızdan kötü oldu ve nitekim 8-9 yıl sonra Katerina Kırım’ı aldı. Ruslar 1552’den 1783’e kadar geçen dönemde daha da güçlendi, Osmanlı Devleti ise gittikçe zayıfladı. Osmanlı, Ruslar’a karşı bir şey yapamıyordu. Belki Kanuni döneminde Don Volga Kanalı Projesi ile Hazar Denizi’ne inilmesi planı vardı fakat burada da Osmanlı Devleti, Kırım Tatarlarını suçluyor. Kırım Tatarları gerekli yardımı yapmadığı için bu kanalın açılamadığı öne sürülüyor. Belki bu kanal açılsaydı Osmanlı Devleti, o zaman Türk dünyasına Karadeniz üzerinden daha fazla yardım gönderebilirdi. Bir de Osmanlı tarihine genel olarak baktığımızda Doğu’daki Türklere karşı çok fazla müşfik ve şefkatli olmadığını görüyoruz. Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid döneminde bir takım yardım istekleri var. Eğitim alanında veya silah, araç ve gereçler gibi ihtiyaçlara yönelik bir yardım. Ancak siyasi manada hiçbir yardımın yapılmadığını görüyoruz. Hatta Ruslar bir ara, Abdülaziz döneminde, Balkanlar'daki Slavlara karşılık Osmanlı Devleti’ne Türkistan’ı teklif olarak sunuyor. Bununla ilgili Cumhurbaşkanlığı Arşivi'nde belge de var. Fakat nedense Osmanlı Devleti, Rusların Abdülaziz dönemindeki bu teklifine pek sıcak bakmamış. Osmanlı Devleti niye Kırım’a, Kazan’a veya Türkistan’a karşı bu kadar kayıtsız? Herhalde yüzünü Batı’ya döndüğü için ya da Balkanlar’daki topraklar kendisi için daha ehemmiyetli olduğundan, bu İslam beldelerinin bir bir Ruslar tarafından ele geçirilmesini sessizce seyretti.

Hiçbir zaman genel mahiyette, yani Sultan Mehmet Reşat’ın cihat ilanından önce, Osmanlı tarafından bu yöreye dönük bir kışkırtma faaliyeti -yani Ruslar Balkanlar’daki Slavları Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtırken- gerçekleştirilmedi. Mesela 1774’te Rusya’da büyük bir isyan çıktı, Pugaçov İsyanı. Bu sırada Osmanlı Devleti biraz destek verse belki, Rusya bir sarsıntı geçirebilirdi. Aynı şekilde Napolyon’un Moskova seferi sırasında, Ruslar tamamen yenildiler ve çekiliyorlardı. Osmanlı Devleti de Kafkaslar’dan Rusya’ya bir harekat yapsaydı… Fakat bu tabi devlet adamlarının ileri görüşlü olması, strateji bilmesiyle bağlantılıdır. Demek ki o dönemde bunları düşünecek sratejistlerimiz ve ileri görüşlü devlet adamlarımız yoktu. O nedenle de başarısız kaldık.” ifadelerini kullandı.

"Komünistler bu dönemde soydaşlarımızı aldattı"

Prof. Dr. İsmail Türkoğlu, Bolşevik Devrimi sırasında yaşananlar ve  devrimci Rusların yaklaşımını anlattı:

"Lenin’in meşhur bir Doğu bildirgesi vardı: 'Doğu’nun ezilen halkları! Bundan sonra dilinizi, dininizi özgürce yaşayacaksınız.” diye. Türk ve Müslümanlar bu bildirgeye aldandılar. Azerbaycan’ın 1918’de bağımsızlığı ilan etmesi, 1917-1918’de Sadri Maksudi Arsal’ın başkanlığında İdil-Ural bölgesinde Millet Meclisi’nin ilan edilmesi, aynı şekilde Kırım’da özerklik denemeleri; Bolşevikler’in hakimiyetini tam sağlamadığı bir önemde oldu. Çünkü Rusya’da bu sırada iç savaş vardı, mücadele vardı. Her yer yanıyordu. Fakat Türklerin bu hareketlerini başarıya ulaştıracak askeri güçleri, silahları, paraları yoktu ve Batılı emperyalist devletler de onların silahlanması ya da ekonomik olarak rahatlamalarına hiçbir zaman sıcak bakmadığı için; Osmanlı Devleti de zaten kendi başının derdine düşmüştü. Dolayısıyla bu yıllarda Osmanlı Devleti’nin ya da Ankara’daki Milli Mücadele yürütücülerinin Rusya’daki soydaşlarına yardımı mümkün değildi. Çünkü Milli Mücadele’nin aşağı yukarı mali kaynaklarının yüzde 10’unu Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği vermiştir. Hatta dönemin Buhara Sovyet Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Osman Kocaoğlu’nun, ‘Bu parayı biz Ruslara daha fazla gönderdik ama Ruslar bunun bir kısmını keserek size gönderdi.’ şeklinde açıklama yaptığı söylenir. Ancak elde belge olmadığı için bu konuyla ilgili kesin bir şey söyleyemiyoruz.

1917 Devrimi’nden sonra Kırım tatarları olsun, İdil-Ural Tatarları olsun, Azerbaycan Türkleri ya da Türkistan’daki diğer Türk boyları kimseden yardım alamıyorlar. Kendi başlarının çaresine düşmüşlerdi. O nedenle gerek ekonomik gerek askeri olarak kimseden yardım göremedikleri için, Ruslar yavaş yavaş bu bölgelerdeki karışıklıkları sona erdirdiler. Ayrıca Çarlık idaresinden bezmiş olan Rusya Türkleri/Müslümanları da Lenin’in Doğu bildirgesindeki vaatlere de kanarak Bolşevikler ile iş birliği yaptılar. Türkistan bölgesinde Bolşevik idaresinin yayılmasında İdil-Ural Tatarlarının büyük rolü vardır. Ruslar, bölgede ihtilalin yerleşmesi için o bölgenin dilini bildiklerinden dolayı İdil-Ural Tatarlarını kullandılar. Tercüman olarak ya da halkı yatıştırmada nasihatçi olarak vesaire. Yani esasında Komünistler bu dönemde soydaşlarımızı aldattı.

Kırım’ın 1783’ten itibaren tarihine bakarsanız Çarlık Rusya’ya bağlı bir eyaletti. II. Dünya Savaşı sırasında Ukraynalıların Nazilere karşı gösterdiği başarıdan ötürü Kırım, Ukrayna’ya hediye edildi. Fakat Putin döneminde bu hediyeyi geri aldılar. Bunu bir evlilik akdi gibi düşünebilirsiniz. Eşler ayrılıyor ve hediyeleri geri istiyorlar. Fakat bütün uluslararası teşkilatlar Kırım’ın Ukrayna’nın toprağı olduğunu kabul ediyor. Türkiye’nin de önünde başka bir seçenek yoktur. Çünkü de-facto bir durumdadır ve Türkiye de mecburen Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunmak zorundadır. Ancak Kırım Tatarlarının vatana dönüş sürecinde Ukraynalıların Kırım Tatarlarına çok fazla yardım ettiğini söylemek mümkün değil. Çünkü, Perestroyka ve Glasnost politikalarından sonra Kırım Tatarları Kırım’a döndükleri zaman çok büyük zorluklarla karşılaştılar. Yalnız burada şunu da dikkate almak lazım; Ukrayna’nın bunların yardım edecek ekonomik gücü yoktu. Rusya Federasyonu’nda Ukraynalılar 3’üncü sıradadır. 1’inci sırada Ruslar, 2’nci sırada Tatarlar ve 3’üncü sırada Ukraynalılar. Dolayısıyla her yıl milyonlarca Ukraynalı, muhacir işçi olarak Rusya’ya gidiyor ve geri dönüyor. Ukrayna ekonomik olarak Rusya’ya bağlıydı. Yani dolayısıyla ekonomisi iyi olmadığı için Kırım Tatarlarına gerekli yardımı yapamadı."

"Rusya ve Ukrayna, muhtemelen ileri tarihlerde barışacaklar"

II. Dünya Savaşı dönemindeki durum, Kırım Tatarlarının yurtlarına dönüş süreci ve bugünkü problemleri aktaran Türkoğlu, "1944’ten sonra Kırım Tatarları sürüldükten sonra bütün evleri, konutları başka göçmenlere dağıtılmıştı. Bu kadar insan geri dönünce bunların hepsine konut sağlamak güçtü. Kenar mahallelerde gecekondular yaptılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin o dönemki Başbakanı Süleyman Demirel Kırım Tatarlarına söz vermişti ve 1.000 tane konut aldı. Bu defa Kırım’da konut fiyatlarında büyük bir artış meydana geldi. Kırım ta Çarlık döneminden beri Rusya’nın en önemli sayfiye bölgelerinden birisidir. Kırım’da her zaman toprak ve konut pahalıydı. Bir de 300-400 bin kişi bölgeye birden göç edince, Kırım’daki konut ve arsa fiyatları zirve yaptı. Böylece Kırım Tatarları maalesef barakalarda, toprakları kazarak üzerine naylon çekmek suretiyle çok kötü bir durumda kaldılar. Günümüzde de hala Kırım’da yaşayan Kırım Tatarları, şehir merkezinde değil kenar mahallelerde yaşamak zorundalar çünkü şehir merkezinde konut alacak ekonomik güçleri yok.

Kırım Tatarları bizim soydaşımız. 1783’e kadar biz kader birliği yapmıştık. O nedenle Türkiye’nin Kırım’ın Rusya’ya ilhakını ya da gaspını tanıması mümkün değil. En başta soydaşlarımızı üzmüş oluruz böyle bir tanımayla. Rusya da bizim önemli bir ticari partnerimiz, ortağımız. Her yıl milyarlarca dolar ithalat ve ihracatımız var. Rusya’dan gelen turizm gelirleri, gaz ve petrol alıyoruz, diğer metal ve kimyasal maddeler de var. Ancak Kırım Tatarları var. Rusya ve Ukrayna, muhtemelen ileri tarihlerde barışacaklar çünkü bunlar amca çocukları. Amca çocuklarının sürekli kavga etmesi mümkün değil, barışacaklar. Ancak benim korkum arada Kırım Tatarlarının yine darbe yemesi. Çünkü şu anda Kırım Tatarlarının liderleri Kırım’a gidemiyor. Ukrayna’da Kiev’de yaşamak zorundalar. Rusya onlara Kırım’a giriş yasağı koydu. Önceden Kırım’dan Türkiye’ye haftada 7-8 defa uçak seferleri vardı. Uçak seferleri yapılamadığı için Kırım Tatarları Ukrayna’ya giderek ya da Rusya’ya giderek ancak Türkiye’ye gelebiliyorlar. Gemi üzerinden seyrüsefer yapılamıyor. Çünkü tanınmayan bir bölgeye seyrüsefer yapmak, uluslararası yol hukukuna ya da deniz hukukuna aykırı. Yani maalesef 1944’ten beri kötü talihleri, Kırım Tatarlarını takip etmeye devam ediyor. İnşallah Ruslar insafa gelir de onlara daha iyi bir yaşam sağlarlar.” dedi.

"Kırım-Tatar dernekleri güçlerini, Türklere anlatmaya değil de Avrupa’ya ya da Amerika’ya anlatmak için mücadele etmeliler"

Meselenin uluslararası boyutta değerlendirmesini yapan Türkoğlu, "Uluslararası camiadan yükselen tepkilerin yeterli olduğunu düşünmüyorum. Aynı şey mesela Uygur Türkleri için de geçerli. Münferit olarak bazı ülkeler tepki gösteriyorlar ama… Batı, özellikle Avrupa Birliği Rusya’ya karşı ambargolar uyguladı ama bu ambargolar, Rusya’nın ekonomik ya da siyasi gücüne fazla etki eden şeyler değil. Şöyle de düşünebilirsiniz, ‘sizin için kim savaşır?’ Yani başka bir millet sizin için savaşır mı? Savaşmaz. Kırım Tatarları çok barış sever bir halk. 1944’ten 90’lara kadar silahsız bir mücadele vererek vatanlarına geri dönmeyi başardılar. Bundan sonra da yine aynı mücadeleyi, barışçıl mücadeleyi sürdürerek Kırım’daki insan hakları ihlallerini azaltabilirler.

Maalesef Kırım’da özellikle Kırım Tatarlarına karşı son yıllarda önemli insan hakları ihlallerinin yapıldığını görüyoruz. Ortadan kayboluyorlar bazı insanlar, hiçbir haber alınamıyor ya da öldürülüyor veya hapse atılıyorlar. Bunun  için uluslararası gözlemcilerin Kırım üzerine daha fazla hassasiyet göstermesi ve Kırım Tatarlarını da dünya kamuoyuna daha iyi anlatmaları gerekiyor. Özellikle Türkiye’deki Kırım-Tatar dernekleri güçlerini, Türklere anlatmaya değil de Avrupa’ya ya da Amerika’ya anlatmak için mücadele etmeliler. Amerika’daki Kırım dernekleri daha fazla mücadele etmeli. Amerika’da zengin Kırım dernekleri var. Fakat bunlar çok büyük mücadele vermiyor.

Kırım Tatarları, Kırım’ı sevmeyi seviyor ama Kırım için mücadele etmeyi pek sevmiyorlar. Mesela Kırım Tatarları vatanlarına döndükten sonra Türkiye’den gidip Kırım’a yerleşen insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Oysa gidip orada yerleşip kökleşselerdi belki durum daha farklı olabilirdi. Ancak Kırım Tatarları dediğim gibi Kırım’ı sevmeyi seviyorlar. Kırım çok güzel bir yer tabii, kuzeyde hava -35,40 iken orada 10-15 derece. O nedenle Kırım’ın ılıman bir iklimi var. Ruslar burada Akyar’daki (Sivastopol) askeri donanmanın limanını kaybederlerse Akdeniz’deki hakimiyetlerini kaybedeceklerini düşünürler. Yalnız şu da hiçbir zaman unutulmamalı; Kırım, Ukrayna’ya bağlıyken de Sivastopol Rusya’ya bağlıydı. Yani Sivastopol her zaman Rusya Federasyonu’na bağlıydı. Dolayısıyla burada çok sayıda Rus askeri ve aileleri vardı. Son yıllarda da çok sayıda Rus’u Kırım’a getirerek Kırım’ın demografik yapısını değiştiriyorlar. Önceden nüfusta Kırım Tatarları 2’inci sıradaydı, şimdi  3’e düştü; 1’inci Ruslar, 2’nci Ukraynalılar, 3’üncü Kırım Tatarları. Oysa Kırım’ın gerçek sahipleri Kırım Tatarları, öz yurtlarında azınlık durumuna düştü. Çünkü sürekli taşıma nüfusla demografik yapı değiştiriliyor.” diyerek sözlerini tamamladı.

açık