banner24

Dr. Polat Safi, Teşkîlât-ı Mahsûsa'nın ne "olmadığını" anlattı

Teşkîlât-ı Mahsûsa hakkında şimdiye kadar çok şey anlatıldı. Ancak paylaşılanların birçoğu mesnetsiz bilgilerden oluşuyor. Bu konuda yerli-yabancı gerçek kaynakları incelemiş olan Dr. Polat Safi, Teşkîlât-ı Mahsûsa'nın esasına yönelik birçok gerçeği SavunmaTR'ye anlattı.

ÖZEL HABER 29.11.2020, 00:01
Dr. Polat Safi, Teşkîlât-ı Mahsûsa'nın ne "olmadığını" anlattı

İstihbarat tarihçisi Dr. Polat Safi ile yaptığımız söyleşide kendisine Teşkîlât-ı Mahsûsa'nın ne olduğu kadar ne 'olmadığını' da sorduk. Aldığımız cevaplar özellikle internet kaynağında yer alan birçok bilginin yanlışlığını göz önüne serdi.

"Teşkîlât-ı Mahsûsa nedir sorusuna cevap vermeden önce aslında Teşkîlât-ı Mahsûsa ne değildir sorusuna cevap vermek gerekiyor sanırım. Çünkü bu cevaplaması daha kolay bir soru. Teşkîlât-ı Mahsûsa şu ana kadar –ister inanın ister inanmayın- 25-30 farklı şekilde tanımlanmış bir örgüttür. Ben şimdi bunları birkaç başlık altında anlatmaya çalışacağım. Bunlardan birincisi, basit anlam denklemleri dediğimiz şekilde yapılan tanımlardır. Yani şöyle; mesela uzmanlar diyor ki “Teşkîlât-ı Mahsûsa bir istihbarat örgütüdür.” Başkaları diyor ki, “Teşkîlât-ı Mahsûsa bir casusluk örgütüdür.” Bir başkası çıkıp diyor ki, “Teşkîlât-ı Mahsûsa bir propaganda birimidir.” veya “Teşkîlât-ı Mahsûsa bir çeteler birliğidir.”

Burada uzmanların aslında öncelikle Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın ne olduğunu bilmediklerini fark ediyoruz. Hem de tanımlamaya çalıştıkları kavramları bilmediklerini fark ediyoruz. Yani bir bilinmeyen başka bir bilinmeyenle karşılanmaya çalışılıyor. Peki bu 25-30 farklı tanımı kendi içinde nasıl tasnif edebiliriz? Birincisi istihbarat ile ilgili tanımlar, ikincisi operasyonlar ile ilgili tanımlar (yahut çete ve gerilla faaliyetleri ile ilgili tanımlar) olarak ikiye ayırabiliriz. 1963’te bu konuda Teşkîlât-ı Mahsûsa ile ilgili ilk doktorayı yazar meşhur tarihçi ve önemli bir istihbaratçı olan Philip H. Stoddard, Teşkîlât-ı Mahsûsa’yı analitik bir şekilde tanımlamıştır. Stoddard’a göre Teşkîlât-ı Mahsûsa; “bir istihbarat örgütünden beklenen vazifelerin en geniş yelpazesini temsil etmektedir.”

Diğer bir tanım ise 1915 olayları ile ilgili. Burada da -son senelerde değişse de- 1980’lerin başından beri gelen baskın görüş, Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın sorunlu azınlıkları sanki yok etmek için kurulduğu yönündedir.

Bir de üçüncü tip tanımlar var. Aslında bunlara tanım demenin doğruluğu da tartışılır, çünkü Teşkîlât-ı Mahsûsa’yı bir çeviri nesnesi olarak kullanıyorlar. Yani bize tanımı olan bir şey olarak anlatmıyorlar da, bir örgütün özel ismi olarak anlatıyorlar. Bütün bu saydıklarımıza baktığımız zaman biz Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın ne olduğunu anlayamıyoruz. Bu tanımlamalardaki isabetsizliklerin altında birkaç mesele var. Bunlardan birincisi metot problemidir ve en ciddi problem budur bu konuda. Çünkü tanımlayamamamızın sebebidir zaten metotlarımızdaki yanlışlardır.

İkincisi dönem problemi, çünkü çok karışık bir dönem. 20. Yüzyılın başından Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılışına kadar geçen bir dönem. Bir sürü savaş ve cumhuriyete geçiş dönemi… Dolayısıyla böyle bir dönemi idrak edebilmek de çok zor.

Üçüncüsü örgütün bizzat kendisinin de anlaşılması çok zor. Peki, neden zor? Çünkü biz Osmanlı tarihinde böylesine bir örgüte rastlayamıyoruz.

Dördüncüsü ise ideolojik meseleler… Bunlar hepimizin hayatında olan ama tarihçilik mesleğinde en minimal düzeyde tutulması gereken konular yani. Dolayısıyla Teşkîlât-ı Mahsûsa’yı tartışırken ideolojik saikler genellikle ön planda tutuluyor."

Teşkîlât-ı Mahsûsa'yı tanımlamasak ne olur?

"Şimdi belki de, “aman hocam yeter ya amma anlattın, Teşkîlât-ı Mahsûsa’yı tanımlamasak ne olur?” diyorsunuz… Çok şey olur! Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın öncesi ve sonrasıyla hangi yolda doğup büyüdüğünü ve geliştiğiniz anlayamayız öncelikle. İkinci olarak Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın muhtevasını yani ne yaptığının anlayamayız. Üçüncüsü, Teşkîlât-ı Mahsûsa’yı istihbarat, casusluk, propaganda ve çete teşkilatı olarak gördüğümüz için gerçekte bu bahsettiğim dört alanda faaliyet gösteren örgütlerin ne yaptığını anlayamayız. Bunları tarihsizleştiririz. Yani diğer örgütleri tarihin nesnesi olmaktan çıkartırız. Bu da ayrı bir problem.

Peki Teşkîlât-ı Mahsûsa nedir, şimdi biraz bundan bahsedelim. İlk olarak terkibine bakmak gerekiyor. Bunun bir özel isim olduğu açıktır ve her örgütün özel ismi onunla ilgili bize bir şeyler anlatır. Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı gibi… Teşkîlât-ı Mahsûsa ne demek; özel teşkilat demek. Peki neden özel? Özelin zıttı ne; genel. Demek ki Teşkîlât-ı Mahsûsa aslında genel teşkilatların yaptığı, klasik savaş imgesinin dışında kalan alanla ilgilenen bir özel teşkilat. Yani sadece Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın terkibine bakarak bile onun bir gayrı nizâmi harp örgütü olduğu çıkarımını yapabiliriz.

Diğer yandan örgüt ne yapıyor sorusuyla karşılaşıyoruz. Örgütü üç seviyede; taktik, operasyonel ve stratejik seviyelerde inceleyebiliriz. Taktik seviyede istihbarat toplayan bir örgüttür Teşkîlât-ı Mahsûsa. Ama bir örgütün istihbarat topluyor olması o örgütün tamamıyla istihbarat örgütü olduğunu göstermez. Ayrıca teşkilat casuslukta yapar ama bu da sınırlıdır. Propaganda faaliyetleri de yürütmüştür; doğrudur. Hatta çeteler kurarak gerilla savaşı da yürütür ama bunun da bir sınırı vardır. Dediğim gibi bunlar taktik seviyededir. Bu sınırları ise operasyonel seviye belirler teşkilatta. Peki nedir bunlar?

Düşmanın etki alanlarında ayaklanmalar çıkartmak ve direnişler meydana getirmek yahut var olan direnişleri alevlendirmek. Bunu neden yapmaya çalışıyor? İşte o zaman da stratejik seviyeye geçiyoruz. Stratajik seviyede Teşkîlât-ı Mahsûsa, İtilaf devletlerinin etki sahalarında savaşın kaderini belirleyecek Avrupa savaş sahasına kaynak çekmesini engellemeye çalışan bir periferik savaş örgütüdür aslında. Ne yapar? İşte mesela sadece bir örnek olarak Hindistan’da ayaklanma çıkartır ve bu sayede İngilizlerin buradan asker ve kaynak çekmesini engellemeye çalışır. Bunu birçok yerde; İtalyanlara, İngilizlere, Fransızlara, Ruslara karşı yapar ve böylece Avrupa savaş sahasına gidecek kaynağın önünü kesmeye çalışır. Ayrıca böyle yaparak eğer birileri savaşı kazanacaksa bu kazanımın mâliyetini en yükseğe çeker. Dolayısıyla Teşkîlât-ı Mahsûsa bu tarafıyla modern anlamda görebileceğiniz en erken dönemli bir gayrı nizâmi harp örgütüdür diyebiliriz."

"Teşkîlât-ı Mahsûsa'nın kurucusu rahmetli Enver Paşa'dır"

Son zamanlarda Kuşçubaşı Eşref ile ilgili yazdığı Eşref Kuşçubaşı'nın Alternatif Biyografisi kitabı ile gündeme gelen ve birçok ezberi bozan istihbarat tarihçisi Dr. Polat Safi Teşkîlât-ı Mahsûsa'nın kurucusunun merhum Enver Paşa olduğunu, ilk başkanının ise merhum Süleyman Askerî Bey olduğunun altını çizdi.

"Şimdi Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın başkanları meselesine gelince bu anlamda yine literatürde tashih edilmesi gereken birçok bilgi var. Mesela uzun yıllar biz Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın kurucusunu Eşref Kuşçubaşı olarak bildik. Bunun doğru olmadığı 15-20 yıldır biliniyor artık ve bende zaten yüksek lisans tezimde yazmıştım. Ama bu artık kritik bir konu olmaktan da çıktı. Eşref Kuşçubaşı’nı merak edenler, “Eşref Kuşçubaşı’nın Alternatif Biyografisi”nden de okuyabilir.

Ama burada Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın kurucusu kimdir diye sorduğumuz zaman bu sorunun cevabı amasız ve fakatsız merhum Enver Paşa’dır. İkinci bir isim yoktur. Başkanlarına gelecek olursak, ilk başkanı Süleyman Askerî Bey’dir. Süleyman Askerî Bey Harbiye’yi bitirdikten sonra Makedonya’ya geçer ve burada İttihat-Terakkî ile tanışarak Fedai şubesine girer. Enver Bey ile birlikte Trablus ve Bingazi’de direnişe katılır. Daha sonra I. ve II. Balkan Muharebeleri… Garbî Trakya Hükûmeti Muvakkatesi ve daha sonra Müstakîlesi’nin İcrâ Hükûmeti Reisi olur. Yani en üst makamında yer alır. Ardından Teşkîlât-ı Mahsûsa 30 Kasım 1913’te resmen kurulur ve onun başkanı olur. Peki bu görevi nereye kadar devam ettirdi Süleyman Askerî? Kasım-Aralık 1914’e kadar… Akabinde Süleyman Bey Basra bölgesine atanır. Burada ilk başta Rota Muharebesi’nde bacaklarından yaralanır. Şuaybe Muharebesi’nde ise yanlış hatırlamıyorsam 14 Nisan 1915 tarihinde Süleyman Askerî’nin intihar ettiği birçok belgeyle söylenir. Ancak bazı İngiliz istihbarat raporlarına göre ise Süleyman Bey’in intihar etmediği, öldürüldüğüne dair ciddi kayıtlar var.

Süleyman Askerî’nin Irak’a gitmesiyle Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın başına aslında arka arkaya iki tane merkez kumandanı gelir. İlki aynı zamanda Enver Paşa’nın amcası olan Halil Kut Paşa. İkincisi ise Cevat Bey, o da ikinci bir merkez kumandanıdır. Cevat Bey’den sonra Teşkîlât-ı Mahsûsa, Umûr-u Şarkiye dairesine dönüşür. Umûr-u Şarkiye dairesinin başına da en son olarak Ali Bey Başhampa geçer. Tunuslu Ali Bey Başhampa’nın da  Mondros Mütarekesi’nden bir gün sonra 31 Ekim 1918’de İspanyol gribinden dolayı vefat ettiği kayıtlara geçmiştir. Kendisi Yahyâ Efendi haziresine defnedilir. 1960’ların başında da kabri Tunus’a nakledilmiştir. Bugün Tunus el-Cellaz Mezarlığı’nda bulunmaktadır. Maalesef unutulmaya terk edilmiş, yosun tutmuş bir mezardır bu. Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın kapatılması sürecinde ise iki kişiyi görüyoruz. Birincisi Hasan Tosun Bey 15 gün vazife görüyor –aslında Umûr-u Şarkiye Dairesi’nin kapatılmasında- ardından da Hüsamettin Ertürk Teşkîlât-ı Mahsûsa’yı kapatıp Umum Âlemi İslâm İhtilal Teşkilâtı’nı kurmakla görevlendiriliyor. Dolayısıyla bu idarî tablo içerisinde Eşref Kuşçubaşı’nın olmadığını da rahatlıkla söyleyebiliriz.

İlgi/alakanıza ve SavunmaTR’deki arkadaşlara çok teşekkür ediyorum."

13°
parçalı az bulutlu