Em. Tuğgeneral Yücel Karauz: Ankara’nın güvenliği Bakü’den, Bakü’nün güvenliği Ankara’dan geçer

Yücel Karauz: “Eğer Bakü 1918’de fethedilmeseydi bugün ne Karabağ sorunundan ne de Hazar’a kıyısı olan müreffeh bir Azerbaycan’dan bahsetmek mümkün değildi.”

ÖZEL HABER 15.11.2020, 16:27 15.11.2020, 19:22
Em. Tuğgeneral Yücel Karauz: Ankara’nın güvenliği Bakü’den, Bakü’nün güvenliği Ankara’dan geçer

Türkiye’nin eski Bakü Askeri Ataşesi, Milli Savunma Bakanlığı eski Askeri Başdanışmanı Em. Tuğgeneral Yücel Karauz, SavunmaTR’ye özel açıklamalarda bulundu. Karauz, bugün yaşadığımız Azerbaycan-Ermenistan krizini anlamak için tarihi iyi bilmek gerektiğini, Kafkas coğrafyasında 200 yıldır neler yaşandığının çok iyi okunması gerektiğini söyledi.

“Bugünü anlamak, Nuri Paşa’yı ve Kafkas İslam Ordusu’nun ruhunu anlamaktan geçer”

Bugün yaşanılan krizin anlaşılması için geçmişe bakmamız gerektiğini ve 1918 ruhunu anlamamız gerektiğini söyleyen Em. Tuğgeneral Yücel Karauz: “1. Dünya Savaşında 7 cephede savaşan Osmanlı Ordusu, kendi cephesinden asker çekerek, Enver Paşa kendi öz kardeşi Nuri Killigil’i tarih sahnesine çıkartmış, Nuri Paşa mayıs 1918’de Gence’ye vardığı zaman aynı 1992’de sıfır durumda olan Azerbaycan Ordusu gibi bir Kafkas İslam Ordusu yaratarak Türk ve Azerbaycan unsurlarından oluşan unsurlardan bir mürekkep ordu oluşturarak Bakü’yü fethetmiştir.

Eğer Bakü 1918’de fethedilmeseydi bugün ne Karabağ sorunundan ne de Hazar’a kıyısı olan bir Azerbaycan’dan bahsetmek mümkün değildi. Tabi Mondros Ateşkes Antlaşması kapsamında Kafkas İslam Ordusu bölgeden çekildiği zaman bir güç boşluğu doğdu ve bu güç boşluğu kapsamında 1918 ile 1921 yılları arasında “Lenin Parmağı” denilen Nahçivan’la Azerbaycan arasındaki Zengezur bölgesi koparılarak Ermenistan topraklarına katılmasına sebebiyet verdi. Burada da en büyük konu, Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanına denk gelmesidir. Kazım Karabekir Paşa’nın tabii ki Nahçivan ve Azerbaycan üzerinde büyük çalışmaları vardır. Eğer Kazım Karabekir’in ısrarlı tutum ve davranışları ve talepleri karşılansaydı, o dönemde Müdafaa Nazırlığı’ndaki subaylar bu talebi karşılasaydı bugün aslında sevinçle “100 yılın projesi” diye bahsettiğimiz Nahçivan-Azerbaycan bağlantısı hiç kopmamış olacaktı.” dedi.

“1. Karabağ Savaşı değil Rus destekli Ermeni destelerinin haksız olarak Azerbaycan topraklarını işgali vardır”

Azerbaycan’ın 1992’den bu yana her gün şehit verdiğini söyleyen Karauz: “Azerbaycan tekrar Sovyetlerin yönetimi altına girdikten sonra 1992 yılına kadar da bu bölünmüşlük, Nahçivan ve Azerbaycan bölünmüşlüğü devam etti. Müteakiben 1988’de ilk şehit Ağadere bölgesinde verildi. 1988 yılından 1994’e kadar Ermenistan tarihte olduğu gibi bir terör devleti ve çocuk katili olarak terör faaliyetlerine devam ettiler. İlk olarak Hocalı’da 26 Şubat 1992’de 613 sivil vatandaşımızı şehit ettiler. Bugüne kadar ise Ayla bebekler dahil 27 eylülden itibaren 93 tane sivil vatandaşımız dahil olmak üzere Azerbaycan’ın haklı davası için yaklaşık 20 bine yakın şehidimiz olmuş oldu. Peki bu 1993 yılından bugüne kadar gelen aşamada “Azerbaycan neredeydi, nereye geldi?” bağlamında bakacak olursak 1992’de Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri sıfır seviyesindeydi. Çünkü; Sovyetler Birliği Azerbaycanlı gençleri aşçı olarak, haberleşme elemanı olarak, idari görevlerde kullanarak özellikle onların harp okullarında yüksek mertebeye gelmesini engelleyerek savaş meydanlarından ziyade idari faaliyetlerde kullandı. Sonuç olarak demografik açıdan “1. Karabağ Savaşı” diye bir ifadeden bahsetmek son derece yanlıştır. Çünkü 1. Karabağ Savaşı değil Rus destekli Ermeni destelerinin haksız olarak Azerbaycan topraklarını işgali vardır. Şimdi 1992’den neden bugüne neden sürdü diye soracak olursak, Azerbaycan milli güç unsurlarıyla doğru orantılıdır. Azerbaycan, “asrın anlaşması” denilen “Bakü-Ceylan-Tiflis Boru Hattı” anlaşmasıyla beraber ilk defa Hazar’daki kaynakları ekonomik olarak güç olarak devşirdi.

Şuşa’nın işgaliyle ilgili İlham Aliyev’in birkaç gün önce yapmış olduğu konuşmada belirttiği üzere milli güç unsurları dediğimiz ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri gücün yükseltilmesine karar verildi. Bu cephede 1992’de beri her gün çatışmalar devam etti ve Azerbaycan Ordusu her gün aslında şehit verdi, karşılıklı olarak da Ermenistan’ın kayıpları var. 27 Eylül’e kadar en uzun muharebe 2016’daki “4 Nisan Muharebeleri”ydi. Bu muharebeler de Rusya’nın baskısıyla bu “Nisan Muharebeleri”ne dayanıldı, bugün hafif üzülen insanlar orada sadece bir stratejik mevki olan “Laletepe”nin alınmasını bile büyük bir başarı olarak adlettiler. Bence denklem ve statüko, Türkiye ve Azerbaycan ilişkilerinin geldiği en yüksek seviye T.C. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olayı sahiplenmesi ve “iki devlet bir millet” şiarından hareketle Bakü’nün azat edilmesinin 100. Yıl törenlerinde bir yol olarak İlham Aliyev’le Türk ve Azerbaycan koşullarını paralel izlemesiyle ilerleyen bir süreçtir aslında. Bugün gelinen aşama iki yıl öncesinden başlayan bir süreçtir. Ben de 1992’den beri Azerbaycan silahlı kuvvetlerinin muhasırlaşması ve güçlenmesini yakinen takip eden biri olarak, silahlı kuvvetlerimiz 1992’den beri her türlü bilgisini, donanımını, NATO tecrübesini ve her türlü maddi yardımı gösterdi.” ifadelerini kullandı.

“Bayraktar TB2’ler tarih yazdı”

Türk savunma sanayiinin kazanılan zaferdeki rolüne de değinen Yücel Karauz: “Bu muharebenin karar silahı Bayraktar TB2ler bir tarih yazdılar. Tıpkı Suriye’de olduğu gibi, iç güvenlik harekatlarında olduğu gibi ve Libya’da olduğu gibi aslında muharebe sahasında bugün Azerbaycan ordusu minimum zahiyat verdiyse ve maksimum fayda elde ettiyse bizim savunma sanayiimizin TB2lerin, Aselsan’ın rabıta sistemlerinin, Roketsan’ın füzelerinin, Havelsan’ın elektronik sistemlerinin büyük katkısı ve desteği olmuştur. Sonuçta 12 temmuz tarihinde 200 yıldır bu coğrafyada ve Osmanlı coğrafyasında terör türeten Ermenistan, abilerine güvenerek, yaptığının yanına kar kalacağını zannederek, Azerbaycan’ın savaş azim ve kararlılığını denedi çünkü Paşinyan bir kuklaydı ve kukla perişan olarak tarih sahnesinin dibine gitti.

Ermenistan’ın milli güç unsurlarına dayanmayan, hesaba kitaba dayanmayan saldırısının; Soros’un, Amerika’daki diasporanın, Fransa’nın ve Fransa’daki diasporanın, Kanada’nın desteğiyle ve Rus devlet yapısı içerisindeki başını dışişleri bakanının çektiği belli bir grubun cesaretiyle Kafkaslarda yeni bir cephe açarak bir küresel oyuna girişmek istediler. Paşinyan bunu yapmaya mecburdu çünkü bu kadar akılsızlığa ve hesapsızlığa rağmen bunu iktidara getirenlerin borcunu ödemek zorundaydı. Borcunu ödedi fakat kendisi de bedelini ödemek durumunda kaldı. Ben başından itibaren 12 temmuzdan itibaren Türkiye ve Rusya arasındaki görüşlerin ve Rusya’nın devlet aklının ve sayın Putin’in Sayın Cumhurbaşkanımızla ve Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle Kafkasların bölgesel güvenliğine zamanın ruhuna uygun olarak, okuyarak katkı sağlama konusunda hemfikir olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla Rusya ve Putin bu bölgenin Ermenistan’a ait olmadığını ve kolektif güvenlik anlaşması kapsamına girmediğini belirterek 45 gün sonucunda ateşkes anlaşmasını ve Ermenistan’ın tesliminin sonunu hazırlamıştır.” ifadelerini kullandı.

“Statükoyu Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti değiştirmiştir”

Statükonun iki şeyden dolayı değiştiğine dikkat çeken Yücel Karauz: “Birincisi; statükoyu Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti değiştirmiştir, tabii ki biz TSK olarak şu anda orada değiliz ama 83 milyon insanın duası, savunma sanayii ekipmanlarımız, silahlı kuvvetlerimizin eğitmiş olduğu ordu Türkiye’nin bir etkisidir ve siyasi bir kararlılık vardır. İkincisi de; Azerbaycan’ın 27 yılda geldiği güç unsurları bağlamında, güçlü ordu ve güçlü millet yapısı ve kusursuz işleyen bir devlet yapısı gördük. 45 gün boyunca kamu diplomasisi açısından Azerbaycan devleti başta İlham Aliyev olmak üzere neredeyse sıfır hatayla bu krizi yönettiler.

Kazananlara gelecek olursak, bu krizin kazananları; İlham Aliyev, Azerbaycan Cumhuriyeti, Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti bu krizin en önemli kazananlarıdır. Ben Rusya ve Putin’in de kazandığını düşünüyorum, şu an anlamamalarına rağmen Ermenistan’da bu krizden kazançlı çıkacaktır. Kaybedenlere gelecek olursak da; başta Macron, Fransa, Amerika’daki diaspora ve silah lobileri kaybetti diye değerlendiriyorum. Bunların yanı sıra bir de İran kaybetti.”


[Em. Tuğgeneral Yücel Karauz, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'e sunum yapıyor. 2012]

“9. Madde 100 yılın rövanşıdır”

Yapılan anlaşmanın faydalarını ve zararlarını değerlendiren Karauz: “Hezimet ve teslim olma anlaşmasının maddelerine baktığımız zaman, %90 oranında Azerbaycan’ın milli menfaatlerine ve Türkiye’nin kırmızı çizgilerine uygun olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. 12 temmuz tarihinde hiçbir şey yoktu elimizde ve haksız ve hukuksuz yere yüzlerce karara rağmen işgal altında topraklarımız vardı. 27 eylülde de elimizde bir şey yoktu. Bugün ifade edilmemesine rağmen Hocalı ve Hocavent dahil olmak üzere işgal altındaki topraklar azat ediliyor, Ermenistan silahlı gücüne son veriliyor, Ermenistan’ın işgal altındaki bölgelerde yaratmış olduğu kondurma rejim sona eriyor, yerinden edilen muhacirler ve göçmenler emniyetli bir şekilde topraklarına dönüyorlar. Karabağ’ın dağlık statüsü konusunda özerklik konuşuluyordu ama bu artık mümkün değildir. Bunlar aslında 28 yılın rövanşıdır. Anlaşmaya baktığımız zaman göreceğiz ki 9. Madde 100 yılın rövanşıdır.

100 yılın rövanşı derken, tarihi perspektiften yaklaşmamız gerekiyor. Zengezur bölgesinin koparılmasıyla aslında Türk dünyasının kolu koparılmıştı. Fakat 9. Maddeyle Nahçivan ve Azerbaycan’ın birleşmiş olması aynı zamanda Türk dünyasının da birleşmesi anlamına gelir. Bu zaferi anlamlandıran, sadece Azerbaycan tarihi açısından değil Türk tarihi açısından şanlı bir zafer haline geldiğini görmek önemli bir husustur.” dedi.

“Türkiye 1918’de de vardı, bugün de var, yarın da olacak”

Türkiye’nin bölgedeki varlığını ve kardeş ülke Azerbaycan’a olan desteğini hiçbir zaman geri çekmeyeceğini söyleyen Yücel Karauz: “Diplomatik olarak tabii ki kazançlar veya üzüntü duyabileceğimiz sonuçlar vardır fakat tek üzüleceğimiz nokta, Rus barış gücünün Laçin koridoru ve Ermenistan-Azerbaycan sınırına konuşlanmasıyla ilgili husustur çünkü geçmişte acı tecrübeler yaşayan Azerbaycan halkı, Ermenistan’ın varlığı ve duruma bakış açısı Azerbaycan halkı açısından hiç de hoş hatıralar taşımıyor.

Türkiye 1918’de de vardı, bugün de var, yarın da olacak. Kafkas İslam Ordusu ve Nuri Paşa’nın ruhu da oradadır. Mustafa Kemal Atatürk’ü de burada anmamak olmaz. Atatürk, ‘Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimiz’ demişti.

Bugün Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’si, tarihi bağlarıyla ve kurmuş olduğu stratejiyle günül köprüsünü gerçekleştirmiştir. Zaferden sonra Gence’den ve Bakü’den gelen mesajlarda hep ‘yaşasın Recep Tayyip Erdoğan, yaşasın Türkiye, yaşasın İlham Aliyev ve yaşasın Azerbaycan.’ ifadelerini görüyoruz.” dedi.

“Azerbaycan hem düşmanı mağlup etmiş hem de düşmanın savaşma azmini kırmıştır”

Kazanılan zaferin sadece Azerbaycan için değil, Türk tarihi açısından büyük bir zafer olduğuna değinen Yücel Karauz: “Diğer bir konu da, İlham Aliyev siyasi liderliğiyle hem atasının vasiyetini yerine getirmiş hem de milli toprakların ele geçirilmesi bağlamında sadece Azerbaycan tarihi açısından değil Türk tarihi açısından da önemli bir zafer elde etmiştir.

Azerbaycan 27 eylülden bu yana hiçbir manipülasyona gelmeyerek sadece askeri hedefleri doğrultusunda ilerlemiştir. Fransa, ABD ve silah lobisinin provokasyonlarına gelmeyen Azerbaycan büyük bir başarı elde etmiştir. Azerbaycan hem düşmanı mağlup etmiş hem de düşmanın savaşma azmini kırmıştır.

Tekrar altını çizmek istiyorum, Türkiye’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın kazanılan başarıdaki rolü ve etkisi çok büyüktür. Şunu da ifade etmek isterim ki; ‘Ankara’nın güvenliği Bakü’den, Bakü’nün güvenliği Ankara’dan geçer.” Bu mantıkla hareket eden İlham Aliyev ve Recep Tayyip Erdoğan büyük bir başarı elde etmiştir. Tabi bu süreçte Türk televizyonları da tarih yazmıştır, onları atlamak olmaz. Azerbaycan’daki bütün gelişmeleri tüm gerçekliğiyle kamuoyuna aktarın Türk televizyonlarını tebrik ediyorum. Bundan sonra bize düşen kardeş Azerbaycan halkının yanında olmak, onlara moral vermek ve yaralarını sarmaktır.” ifadelerini kullandı.

"Paşinyan iktidarı bitmiştir"

Türkiye ve Azerbaycan’ın birlik ve beraberlik duygusu içinde hareket etmesi gerektiğinin önemini vurgulayan Karauz: “Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın dikkat etmesi gereken önemli hususlardan biri de ABD’nin ve AB ülkelerinin bölgeleye müdahalelerini engellemektir. Sahada bir sonuç alamayan devletler çeşitli müdahalelerle bölgede belirsizliğin devamını isteyebilirler.  Türkiye ve Azerbaycan halkının da milli birlik ve beraberlik içinde bütün sorunların üstesinden geleceğine inanıyorum.

Tekraren belirtmek gerekiyor ki, bu krizin en önemli galiplerinden biri Türkiye olmuştur. Türkiye masadadır, sahadadır, olmaya da devam edecektir. Azerbaycan da artık Kafkaslarda bir bölgesel güç olduğunu bütün dünyaya göstermiştir. Bütün bunların yanında Paşinyan iktidarı da bitmiştir. Ermenistan halkı da artık savaş istemiyor. Çocuklarımız bir hiç uğruna öldüler diyen Ermeni anneler var ve hepsi bu savaşın sorumlusu olarak Paşinyan’ı görüyorlar. Dolayısıyla savaş durumunun bitmesi ve ateşkesin olması Ermenistan halkının da yararınadır. Türkiye’nin sağduyulu tavırları ve barışın güvencesi durumunda olması Ermenistan halkını da Amerika’daki diasporanın elinden kurtaracaktır. Yani ateşkes anlaşması Ermenistan halkının da lehinedir. Bu toplu kazanımın hayata geçmesi ve korunması için İran’ın da barışa olan desteği önemlidir. İran’da bölgenin önemli unsurlarından biri olarak barışa katkı sağlamalıdır.

Benim önümüzdeki dönem için en büyük endişem, Ermenistan merkezli terör unsurlarının tekrardan oluşup faaliyete geçmesidir. Hepimizin malumudur ki Ermenistan PKK’ya destek vermiştir. Geçmişte Asala terör örgütü vasıtasıyla ülkemizde çok sayıda terör faaliyeti göstermiştir. Ermenistan halkı barış içinde ve müreffeh yaşamak istemektedir, Ermenistan devleti halkının isteğinin arkasında durmalıdır ve barışı korumak için elinden geleni yapmalıdır.” gibi hususların altını çizdi.

“Aşk olsun Azerbaycan Ordusuna!”

Azerbaycan ve Türkiye’nin birlik ve beraberlik içinde nice zaferler kazanacağına olan inancının tam olduğunu söyleyen Yücel Karauz: “Tabi dediğimiz gibi barışı koruma hususunda Türkiye’ye tarihi bir görev düşüyor. ‘İki devlet bir millet’ ve ‘Ankara’nın güvenliği Bakü’den, Bakü’nün güvenliği Ankara’dan geçer’ anlayışıyla hareket eden Türkiye, bölgedeki barışın daimi koruyucusu olacaktır.

Sözlerime son verirken, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’i ve şanlı Azerbaycan Ordusunu kutlamak isterim. Ve diyorum ki, ‘aşk olsun Azerbaycan Ordusuna.’

Türkiye ve Azerbaycan 1918 ruhuyla bir ve beraber olduğu sürece nice şanlı zaferler görecektir.”

açık