banner23

banner26

banner24

banner25

SDT, mekandan bağımsız Kovid-19 test cihazı üretti

SDT Genel Müdürü Ömer Korkut, NANOBiz ile paydaş olarak geliştirdikleri milli taşınabilir PCR test cihazlarını, drone savar teknolojilerini ve SDT’nin elektronik harp konusundaki çalışmalarını SavunmaTR’ye anlattı.

ÖZEL HABER 01.12.2020, 18:21
SDT, mekandan bağımsız Kovid-19 test cihazı üretti
banner34

Savunma sanayiinde 15 yıldır yerli sermayeyle hizmet veren SDT ile savunma sanayiinde KBRN konusunda özgün çalışmalar yürüten NANOBİZ, milli taşınabilir PCR test cihazlarını ve bu cihazlarda kullanılacak tanı kitlerini birlikte geliştirmek için güçlerini birleştirdi. SDT Genel Müdürü Ömer Korkut'ta SavunmaTR’ye yapmış olduğu özel açıklamalarda, geliştirdikleri yeni test cihazını ve SDT’nin savunma sanayii alanında yapmış olduğu çeşitli çalışmaları anlattı.

“Şu anda 60 dakika bandında sonuç veren bir tanı kitimiz var ancak biz bunu 45 dakikalara çekeceğimizi düşünüyoruz”

Milli PCR test kitinin üç özelliğiyle ön plana çıktığını söyleyen SDT Genel Müdürü Ömer Korkut, “Bunların birincisi, sonuçlarının son derece hassas olması ve eğer sürüntü doğru alındıysa ve doğru işlemlerden geçirildiyse test kitimizin hassasiyetinin ileri düzeyde olduğunu görebiliriz.

İkinci en önemli özelliği ise çok hızlı olması. Türkiye’de günde 160 bin civarında test yapılıyor ancak bu sayılar hala yetersiz. Test sayılarının nüfusa oranına  baktığımız zaman, bizimle aynı düzeylerde nüfusa sahip olan Avrupa ülkelerinde bizden çok daha fazla günlük test yapılıyor. Örneğin İngiltere'de günde 600 binin, İtalya’da ise 300 binin üzerinde test yapılıyor. Günlük test sayısına baktığımızda Türkiye’nin Avrupa ülkelerine oranla eksik kaldığını hissediyoruz. Bilindiği gibi salgın başlangıcında günlük en fazla 20 bin test yapabılabiliyordu. 40 bin teste çıktığımız zaman bunu ciddi bir aşama olarak görmüştük. Bugün baktığımızda 40 binin 4 katı test yapıyoruz ama bu test sayılarını artırmamız gerekiyor. Biz de bunun bilincinde hareket ederek milli imkanlarla geliştirdiğimiz tanı kitimizi ortaya çıkardık.

Salgının ilk günlerine tekrar dönüp baktığımızda şunu görüyoruz; o dönemde sonuçlar çok yavaş geliyordu. Bunun en önemli sebebi ise test yapan laboratuvar sayısının oldukça düşük olmasıydı. Artık bekleme süresi ortalama 10 saat gibi bir rakama düşmüş durumda. Fakat biz bunu da yeterli görmüyoruz. Daha hızlı ve daha sağlıklı sonuçlar almaya ihtiyacımız var. Çünkü bir hastanın veya asemtomatik vakanın test verdikten sonra 10-12 saat süreyle beklemesi bizim için bir sorun. Bir vaka test sonucunu beklerken birçok kişiyle temasa geçebilir ve bunlardan bir kısmına hastalık bulaştırabilir. Biz cihazımızı tasarlarken büyük bir titizlikle ve hassasiyetle çalıştık. En önemli önceliğimiz ise sağlıklı sonuç ve hız oldu. Şu anda 60 dakika bandında sonuç veren bir cihazımız ve tanı kitimiz var. Hedefimiz  bu süreyi 45 dakika seviyesine çekebilmek.

Tanı kitimizin en önemli üçüncü özelliği ise taşınabilir olması. Sağlık sistemine ve yoğunluk durumuna baktığımız zaman şunu görüyoruz; testten 60 dakika içerisinde sonuç alınsa bile belli başlı prosedürler nedeniyle sonucun açıklanması vakit alabiliyor. Ben testimize ‘mekândan bağımsız test’ diyorum. Haberlerde sıkça duyduğumuz bir durum var; mahallelerin karantinaya alınması. Bu tip durumlarda taşınılabilen ve hızlı sonuç veren test olmamızın avantajını yakın zamanda göreceğiz. Sağlık çalışanlarımız testimizi adeta bir çanta gibi yanlarında taşıyarak çok kısa bir süre içerisinde karantina bölgesinin tamamen testini yapıp vakaları tespit edebilecek. Kitimiz 72 kişiyi birden test edebiliyor. Bu özellikler bir araya gelince, vakaları yerinde tespit etmek ve hızlıca tedavilerine başlamak mümkün olacak.” ifadelerini kullandı.

“Milli taşınabilir PCR test cihazları daha uzun soluklu bir projenin parçası”

Aşı ile ilgili olarak  dünyadan güzel haberler aldığımızı ancak aşının yaygınlaşmasının uzun bir süreç olduğunu söyleyen Ömer Korkut, “Burada önemli olan hızlı bir şekilde vakaların tespit edilip gereken karantina sürecinin başlatılmasıdır. Testimiz sayesinde daha hızlı ve sağlıklı sonuçlar alacağımızı ve aşı yaygınlaştırılana kadar salgının önlenmesine önemli ölçekte katkı vereceğimizi düşünüyoruz.

Mevcut durumda tanı kitlerimizin Sağlık Bakanlığı nezdindeki testleri son aşamaya gelmiş durumda, cihazlarımız ise seri üretime hazır. Hedefimiz Aralık ayının ikinci yarısında cihazlarımızı ve tanı kitlerimizi sahada kullanılır hale getirmek.

Aslına bakarsanız ürünümüzün duyurusu yeni yapıldı. Ancak bahse konu olan çalışmalar salgının başladığı ilk aylarda başladı. Bizler salgının ilk başladığı zaman, nisan ayında, bir araya gelip konu üzerine çalışmalara başladık.

An itibarıyla iki farklı ürünümüz bulunuyor. İlki, tek seferde 72 adet numuneyi teste tabi tutabiliyor.  İkincisi ise tek seferde 8 adet numuneyi test ediyor. İkinci ürünümüzü bir dizüstü bilgisayar çantası gibi düşünün, diğer cihazımız ise biraz daha büyük bir çanta ama kesinlikle taşınabilir ağırlık ve boyutlarda.

Güney Kore ve Singapur gibi ülkeler testleri salgının başında yaygın bir şekilde kullanarak bir başarı elde ettiler. Bizim geliştirdiğimiz testin yurtdışında muadilleri var. Ancak söz konusu ürünlere ulaşımda zorluk çekiliyor. Bununla birlikte salgının ne zaman biteceğiyle alakalı bir tahminimiz de yok. Bu yüzden hızlı ve sağlıklı sonuç veren taşınabilir testlerin hayatımıza giriyor olması ülke olarak hepimizin ihtiyaç duyduğu bir şey.

Milli taşınabilir PCR test cihazları ve tanı kitlerimiz sayesinde kaynaklarımızı ülkemizde tutarak çok daha düşük bir maliyetle test hizmeti verilmesine katkı sağlayacağımızı düşünüyorum.

Hatırlayacaksınız, salgının ilk başladığı dönemde savunma şirketleri, memleketimizin  salgını önlemek veya hastalığı tedavi etmek için ihtiyaç duyduğu kabiliyetleri geliştirmek üzere seferber oldu. ASELSAN, BAYKAR, MKE gibi kuruluşlar çok kısa sürede çözümler buldu. Bu aslında ülkemizde savunma sektörünün ulaştığı noktayı göstermesi açısından da önemliydi. Savunma sektörü sadece kendi alanında değil, ülkemizin ihtiyaç duyduğu farklı alanlarda da esneklikle hareket edip  hizmet verebileceğini göstermiş oldu.

Bizim şu anda NANOBiz ile Kovid-19 özelinde yürüttüğümüz çalışmalar, daha uzun soluklu bir projenin parçası. SDT ve NANOBiz olarak, daha geniş anlamda biyolojik tehditlere karşı yetenek geliştirme yapma konusunda iş birliği yapmış durumdayız. NANOBiz’in  biyolojik harp maddeleri alanında uzun yıllardır çalışmaları mevcut. Biz de bu projelere elektronik üretim ve tasarım anlamında katkı sağlamaya başladık.” dedi.

“Drone'lar çok küçük, çok küçük radar kesit alanları var, sessizler ve tespitleri zor”

SDT’nin drone savar teknolojileri alanında yapmış olduğu çalışmalara da değinen Ömer Korkut, “SDT 2016 yılından bu yana ‘RF Karıştırıcılar’ konusunda ciddi çalışmalar yürütüyor. Araç tipi, sırt tipi, çanta tipi vb. olmak üzere her türlü RF Karıştırıcının üretimini yapıyoruz ve hem silahlı kuvvetlerimize hem de güvenlik güçlerimize hizmet veriyoruz.

Drone savar sistemleri dediğimiz zaman, olayın tespit ayağını, takip ayağını ve etkisiz hale getirme ayağını unutmamamız gerekiyor. Biz, RF Karıştırıcılar vasıtasıyla etkisiz hale getirme tarafında çalışıyoruz. Yine böyle bütünleşik bir sistemin oluşturulması kapsamında var olan ihalelere giriyoruz.

Radar çalışmamız devam ediyor. Mevcut sistemlerden biraz daha farklı bir radar çalışmamız var. Bunun nedeni ise drone'ların çok küçük radar kesit alanlarının olması ve bu yüzden hem sessizler hem de tespitleri zor. Üç boyutlu  tespit yapıldığı takdirde, önleme için daha fazla zamana sahip oluyorsunuz. İki boyutta tespit ettiğinizde ilave almaçlara ihtiyaç duyuyorsunuz, kullanmanız gerekiyor. Bu durumda söz konusu tehditi etkisiz hale getirme konusunda işler zorlaşıyor ve zamanınız daralıyor. Dolayısıyla biz, üç boyutlu tespit yapacak bir sistem üzerine çalışıyoruz." dedi.

“Drone tehdidi artık çok önemli bir tehdit”

Drone savar sistemlerde komuta kontrolün önemine de değinen Ömer Korkut, “Tespit, teşhis ve etkisiz hale getirme için birden fazla sisteme entegre edilecek bir çözümünüz olması gerekiyor. Bu sistemi kontrol eden komuta kontrol yazılımının, sistemin beyni olarak çalışması gerekiyor. Bizim şu anda RF Karıştırıcı tarafında ve komuta kontrol tarafında çözümlerimiz var. Radar tarafında da çalışmalarımız devam ediyor.

Drone tehdidi artık çok önemli bir tehdit ve bu alanda yurt içi ve yurt dışı çalışmalarımız mevcut. Bize gelen ihtiyaçlar ve talepler sadece silahlı kuvvetlerin ihtiyaçları ve talepleri değil. Yurt içinde ve yurt dışında kritik tesisler için de hazırladığımız teklif ve projeler var. Komple bir ürün konusunda ciddi bir hazırlığımız var. Ancak müşteriye göre de özelleştirmeler yapabiliyoruz.” dedi.

“İnsansız platformlarımızı daha akıllı hale getirmek için çalışmalarımız devam edecek”

SDT’nin elektronik harp projelerinde de çalışmalar yaptığını ve bu alanda da ilerleme katettiğini dile getiren Korkut, “SDT, elektronik harp kabiliyeti olan, bu alanda projeler yapmış ve bitirmiş, sistemleri hali hazırda sahada kullanılan bir şirket. Daha çok karada konuşlu platformlar üzerine çalıştığımız elektronik harp kabiliyetlerimizi, İHA’larda kullanılacak şekilde adapte etme çalışmalarımız mevcut. Otonom sistemlerin, insansız sistemlerin artık muharebe sahasında daha fazla kullanılacağı bir dünyaya evrildiğimizi görüyoruz. Biz de SDT olarak yatırımlarımızı insansız platformlarımızı harp sahasında hem savunma hem de taarruz açısından daha etkin kılacak çalışmalar yapmaya devam edeceğiz.

Günümüzde platform olarak İHA sahibi olmak çok önemli ve değerli, ancak bu platformlarımızı daha ileriye  taşıyacak olan yetenek, bunların üzerinde kullandığımız alt sistemler ve faydalı yükler olacak. Özellikle ülkemize yönelik açıktan ve gizli ambargoların gündemde olduğu içinde yaşadığımız dönemde insansız platformlarımızı yerli ve milli imkânlarla daha akıllı ve kabiliyetli hale getirmek için var olan yeteneklerimizle ve tüm olanaklarımızla çalışacağız.” ifadelerini kullandı.

26°
açık