banner23

banner26

banner24

banner25

02.10.2020, 15:33

Savunma ve Havacılık Sektöründe Dijital Dönüşüm Neden Yavaş?

Küresel bazda kamu otoriteleri ve iş dünyası dijital dönüşümün gerekliliği konusunda hem fikir. Farklı sektörlerden temsilciler sıklıkla dijital dönüşüm sürecinde olduklarını dillendiriyor. Kavram oldukça popüler olsa da söylem düzeyinde ve uygulamada çeşitli karışıklıklar mevcut. Öncelikle ifade etmek gerekir ki dijital dönüşüm dijitalleşme değildir. Dijitalleşme dijital dönüşümün bir unsurudur. Dijitalleşme her türlü bilginin dijital ortama aktarılmasını mümkün kılmaktadır. Dijital dönüşüm ise dijital teknolojiler ve iş süreçlerinin entegrasyonudur. Dijital dönüşüm, dönüşümün gerçekleştiği organizasyonu bir bütün olarak kapsamaktadır. Nesnelerin interneti, simülasyon teknolojileri, akıllı robot teknolojileri, büyük veri ve veri analitiği, yapay zekâ gibi teknolojiler ise dijital dönüşümü mümkün kılan teknolojilerdir.

Farklı sektörlerdeki genel küresel eğilimlerin bir uzantısı olarak; savunma ve havacılık sektöründe de dijital dönüşüme yönelik önemli adımlar atılıyor. Beş parçadan oluşacak bu yazı dizimizde de savunma ve havacılık sektöründe dijital dönüşüme yönelik genel eğilimleri ve bu eğilimlerin alt metnini değerlendireceğiz.

McKinsey and Company’e göre dijital teknolojiler savunma ve havacılık sektöründeki şirketlerin gelirlerini %5-%15 oranında arttırabilir, maliyetlerini ise %5-%10 oranında azaltabilir. AlixPartners’a göre kapsamlı dijital dönüşümü benimseyen şirketler üç yıl içerisinde %20’ye varan verimlilik kazançları elde edebilir. Bu doğrultuda en görünür sonuçlardan biri olarak savunma ve havacılık sektöründeki şirketlerin dijital dönüşüm geçirmesi önemli ekonomik kazanımların elde edilmesini sağlayacaktır.

Deloitte tarafından hazırlanan küresel bir anketin sonuçlarına göre savunma ve havacılık sektöründeki yöneticilerin %84’ü pazar farklılaştırmasının anahtarı olarak yeni teknolojileri kullanmayı düşündüklerini belirtmiştir. Ancak Deloitte’a göre; savunma ve havacılık sektöründeki şirketlerin yalnızca dörtte biri karar verme sürecine gerçek zamanlı bilgi sağlanması maksadıyla bu teknolojileri ve araçları; dijital varlıklarındaki verilere erişmek, bu verileri yönetmek, analiz etmek ve faydalanmak için kullanmaktadır. Deloitte’un anket sonuçlarına benzer biçimde sektörün yapay zeka ve otomasyon gibi kritik alanlardaki Ar-Ge yatırımlarında diğer sektörlerin gerisinde kalındığına ilişkin değerlendirmeler de bulunmaktadır.

Tarihi sürece bakıldığında yeni teknolojileri ilk ve yoğun biçimde benimseyen savunma ve havacılık sektöründeki şirketler neden bugün dijital dönüşümde finans, otomotiv ve enerji gibi sektörlerin gerisinde kalıyor? Deloitte’un anket sonuçlarından da görülebileceği üzere sorunun kaynağı dijital dönüşümü mümkün kılan yeni teknolojilerin önemsiz görülmesi değil. En temel nedenlerden biri olarak dijital dönüşüm ile savunma ve havacılık sektörü arasında kültürel bir uyumsuzluk bulunmaktadır.

Dijital dönüşümün gerçekleştirilebilmesi, dönüşümün gerçekleşeceği organizasyonun kültürel yapısının uygun nitelikte olmasını gerektirir. Organizasyonların dijital dönüşüm başarısızlıkları teknik yetersizlikler veyahut yanlış strateji seçimlerinin ötesinde kültürel uyumsuzluk kaynaklı olarak da oluşabilir.

Dijital dönüşüm esas itibariyle risk alabilen, eylemi planlamanın üstünde tutan, hızlı, şeffaf bir organizasyon kültürü gerektirir. Savunma ve havacılık sektöründe alınan risk doğrultusunda oluşabilecek kayıplar ekonomik kayıpların ötesindedir. Alınan riskin insan yaşamı ve ulusal güvenlik üzerinde çeşitli etkileri bulunabilir. Bu doğrultuda sektör için planlar oldukça önemlidir. Savunma ve havacılık sektörünün odak noktasında hız değil “istikrar” yer alır. Tekrar ve tekrar aynı sonuçların elde edilebilmesi ve nitekim güvenilirliğin sağlanabilmesi için sektörde sıkı kurallar söz konusudur. Dolayısıyla savunma ve havacılık sektöründeki şirketlerin dijital dönüşüm gerçekleştirmesi genel olarak katı organizasyon yapılarına sahip olan bu şirketlerin daha esnek hale gelmesini gerektirebilir. Savunma ve havacılık sektörü ulusal güvenlik üzerinde de etkisi bulunabilecek değişken düzeyde hassasiyeti bulunan gizli bilgilere sahiptir. Bu doğrultuda da şeffaflık genel itibariyle sektörün sahip olduğu temel niteliklerden biri değildir.

PWC tarafından 2016 yılında açıklanan bir çalışmanın sonuçlarına göre savunma ve havacılık sektöründen katılımcıların %55’i dijital operasyon yetenekleri oluşturma önündeki en büyük engeli dijital kültür ve eğitim eksikliği olarak görmektedir.

Kültürel farklılığın temel oluşum sebebi bir kesim tarafından “güvenlik endişesi” diğer bir kesim tarafından ise “güvenlik takıntısı” olarak anılan olgudur. Peki bu hal rasyonel gerekçelere dayalı bir endişe mi yoksa irrasyonel biçimde yinelenen ve şirketlerin gelişim göstermesini önleyen bir takıntı mıdır?

Veri dijital dönüşümün merkezinde yer almaktadır. Dijital dönüşüm dijital ve çevrimdışı verilerin daha iyi anlaşılması, gruplanması ve işlenmesi yoluyla değer elde edilmesini sağlamaktadır. Bu süreçte veri yakalama ve veriden değer elde etme yeteneği artmakta ve “Büyük Veri” şirket faaliyetlerine güç vermektedir. Nitekim IDC’nin öngörüsüne göre 2018 yılında 33 ZB (zettabytes) olan küresel düzeyde üretilen veri miktarı (IDC “datasphere” olarak isimlendirmektedir) 2025 yılına gelindiğinde 175 ZB’ye (zettabytes) yükselecektir. Ancak bu genel eğilim siber güvenliğin sağlanmasını temel bir zorluk ve gereklilik haline getirmektedir. Öyle ki Lloyd tarafından 2015 yılında yapılan bir değerlendirmeye göre siber saldırılar küresel düzeyde her yıl şirketlere 400 milyar dolarlık bir maliyet oluşturmaktadır.

Savunma ve havacılık sektöründeki şirketler için tehdit bireysel ve organize siber suçluların ötesinde devlet destekli olduğu iddia edilen siber suçlularca da oluşabilmektedir. Kültürünün temel bileşenlerinden biri “gizlilik” olan savunma ve havacılık sektörü hassas bilgilerinin casusluk faaliyetlerine konu olmaması adına maliyet ve verimlilik avantajlarına rağmen dijital dönüşüme mesafeli durma eğilimindedir.

Dijital dönüşümü savunan kesimler ise savunma ve havacılık sektörünü, mevcut verilerin paylaşımında isteksiz kalınması ve test ve ölçüm verilerinin dijital formatta kullanımının yetersiz düzeyde olması bağlamında eleştirmektedir. Bu kapsamda şirketlerin “tekerleği yeniden icat etmeye çalışmaması” ; dijital teknolojilerin benimsenmesi için halihazırda piyasada bulunan çözümlere başvurması da önerilmektedir. Öte yandan kültürel değerler doğrultusunda sektör için güvenilir partnerlerle işbirliği içerisinde olmak oldukça önemlidir. Söz konusu güvenilirlik gizli bilgilerin korunmasının yanı sıra vaat edilen niteliklerin devamlı biçimde (hem savaş hem de barış koşulları altında) sunulabilmesini de içermektedir.

Bir bütün olarak değerlendirildiğinde ne dijital dönüşümün “kutsallaştırılması” ve uzun bir deneyim sürecinde elde edilen kültürün önemsizleştirilmesi ne de çağın gereksinimlerinin ve mevcut koşulların yok sayılması makul değildir. Savunma ve havacılık sektörü bu iki yaklaşım arasındaki dengeyi sağlamalıdır.

22°
açık