banner23

banner26

banner24

banner25

"Selçuk Bayraktar milli rezervler gibi muhafaza edilmeli"

Prof. Dr. Ruhi Ersoy, Türkiye'nin son dönemde artan savunma sanayii teknolojileri hakkında SavunmaTR'ye çok önemli açıklamalarda bulundu.

13 Aralık 2020, 13:16
"Selçuk Bayraktar milli rezervler gibi muhafaza edilmeli"

Prof. Dr. Ruhi Ersoy, savunma sanayiindeki gelişimi, artan teknolojiyi ve bunlarla beraber yükselen Türkiye'nin gücünü anlattı. Savunma sanayii ile birlikte gücüne güç katan Türkiye'nin önemli adımlar attığını vurgulayan Ersoy, SavunmaTR'ye özel açıklamalarda bulundu.

Sözlerine SavunmaTR'nin aldığı sosyal sorumluluk için teşekkür ederek başlayan Ersoy, şu ifadeleri kullandı;

"Türkler Ergenekon’dan demiri eriterek çıktılar. Madeni keşfetmeleri, demiri eritmeleri ve daha sonra bu demiri işleyerek çelikleştirmeleriyle savunma stratejisinde, saldırı stratejisinde kullanacakları silahları yaratmayı amaçladılar. Türk kültürünü İbrahim Kafesoğlu, Bahattin Öger gibi Türk kültür tarihçileri; demirin işlenmesi ve silah yapılması, demirin bir enstrüman ve üzengi olarak atın üzerine yerleştirilmesi, atın hızlandırılması ve atın üstüne de beylik karakteri taşıyan Türk’ün oturması bir araya gelince Türklerin Turan’a yürüdüğü şeklinde tarif ediyorlar. Dolayısıyla Türk kültürünün temel dinamiklerine baktığımızda teknolojiyi görürüz, bir ülküyü görürüz. Türkler bunları bir araya getirerek insanlık adına da önemli değerler ortaya koymuşlardır. Tarihin seyrine baktığımızda Türkler, Yenisey Orhun Vadisi ve Maveraünnehir’den bu tarafa yarı yerleşik esnek devlet anlayışından yerleşik devlet nizamına geçtikten bugüne kadar; milletin iradesinin devletin idaresine dönüştürdüğü, aklı zemin olarak, duyguyu ve ideali de rehber olarak aldığı anda medeniyetler neş’et ettirmiştir. İşte bunun en somut örneklerinden bir tanesi de bugünlerde yaşanıyor. Nedir bugünlerde yaşanan? Milletin iradesinin devletin idaresine dönüşmesiyle alakalı yaşanan süreçlerdir. İsmini zikretmiş olduğunuz Nuri Demirağ'lar, Nuri Killigil'lerin Türkiye’de faaliyet gösterdiği 1939 ile 1947 yılları arasındaki zamanın çok iyi öğrenilmesi lazım. Bu yıllar arasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le beraber onun idealleri de gömülmüştür. Daha sonra ise dünyanın mevcut konjonktürü gereği 'Kimseyle problem yaşamayalım.' ve 'Varlığımızı muhafaza edelim.' gibi düşüncelerle kültürel ve teknolojik olarak ileri hamleleri rehber kabul eden motivasyonu yüksek insanlar çok önemli işler yapmıştır."

"Selçuk Bayraktar annesinden emdiği sütü helal ettirmenin mücadelesini veriyor"

Baykar Teknik Müdürü ve T3 Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar'ın gençler için önemli bir rolmodel olduğunu aktaran Ersoy, TEKNOFEST ve benzeri çalışmaların çok faydalı olduğunu vurguladı.

"Selçuk Bayraktar’ın rolmodelliği çok önemlidir. Çünkü sosyal sorumluluklar üstleniyor, TEKNOFEST’i kuruyor. Türkiye’de gençleri ve çocukları hayal kurmaya özendiriyor ve çok önemli hizmetler yapıyor. Şuurlu bir davranışta bulunuyor. Annesinden emdiği sütü helal ettirmenin mücadelesini veren bir arkadaşımız. Ayrıca Selçuk Bayraktar’ın güvenliği açısından söylüyorum. Ben bu konuda da uyarılarda bulundum. Selçuk Bayraktar milli bir rezerv olarak muhafaza edilmeli. Türk milleti ve Türk devleti onu seviyor. Onun güvenliği, çalışmalarının sürdürülebilirliği açısından önemlidir. Selçuk Bey’in haricinde size destek veren SavunmaTR’nin arka planındaki arkadaşların, isimlerini çok fazla ön plana çıkartmasalar da bu memleket için dertli olduklarını tahmin ediyorum. O açıdan bu platformu ve kamuoyuna düşünceleri ve birikimlerini aktarmayı vazife bilen görünmez kahramanları da özel olarak tebrik ediyorum."

"Nuri Killigil Paşa'nın vefatı yürekte bir yaradır"

Yerli ve milli silah sanayisinin temellerini atan merhum Nuri Killigil Paşa hakkında önemli açıklamalarda bulunan Ersoy, Nuri Killigil ve yanında çalışanların sabotajla şehit edildiğini dile getirdi.

"Enver Paşa’nın kardeşi olan Killligil, Kafkas İslam Orduları komutanıdır. Kamuoyu böyle biliyor. Nuri Killigil, ismiyle mütenasip, markalaşmış silahlar tasarlayabilen ve yapmış olduğu silah ve mühimmatla alakalı dünya stratejisine katkı sağlayan, Türkiye’ye çok önemli ihraç kalemleri de getirmeye çalışan biridir. Sadece Türkiye savunma stratejisiyle ilgili değil, aynı zamanda ihraç kalemleriyle de ilgili önemli hamleler yapmıştır. Bu adamın akıbetine baktığımızda karşımıza enteresan bir tablo çıkıyor. Buradan Karabağ cephesine mücadele için giden İHA ve SİHA’ların kahramanlık destanları dilden düşmüyor. Öte taraftan Bakü’den bizi arayan arkadaşlar 'Nuri Paşa’nın ruhu geldi.' diyorlar. Nuri Paşa’nın ruhu ne olarak gitti oraya? İHA ve SİHA olarak gitti. Yani bu milli teknoloji hamlesinin devamı olarak gitti. Nuri Paşa’nın akıbeti ne olmuş pekâlâ? Ona baktığımızda durum içler acısı… Nuri Paşa Sütlüce’deki mühimmat ve silah fabrikasının sabotajla infilak edilmesiyle yanında da en az 20-30 çalışanıyla beraber şehit olmuş. Birileri de naaşı bulunamayan Nuri Paşa’dan sembolik bir definle kurtuldu. Bakın arkadaşlar! Milli teknoloji hamlesini, milli siyasetin dışında düşünemezsiniz. Siz ne kadar zeki, ne kadar tasarımcı, ne kadar güçlü olursanız olun, bu gücünüze zemin verebilecek bir altyapı, bir devlet desteği ve ülküsü olmazsa kendinize yaşam alanı bulamazsınız. Nitekim İsrail’in kurulmaya çalışıldığı zamanlar. Arap-İsrail savaşlarının olduğu 1946-1948 yıllarında Nuri Killigil, Filistin halkının ve mazlumların yanında yer alıyor. İsrail’e karşı bir tavır alıyor. Beraberinde ürettiği silahları malum karşı cepheye veriyor. Bununla beraber Türkiye’deki zihniyet daha farklı düşünüyor. Böyle bir ortamda bu insanın ortadan kaldırılması lazım. Yani bu sabotaj hâlâ aydınlatılmamıştır. Yürekte bir yaradır."

"Uçak motoru yapmış bir ülkeyiz"

Türkiye'de ilk uçak fabrikasını kuran merhum Nuri Demirağ'a da değinen Prof. Dr. Ruhi Ersoy, kapanan uçak fabrikalarının akıbetinin içler acısı olduğunu söyledi.

"Nuri Demirağ’a baktığımızda demir yollarla donattık Anadolu’yu dört baştan diyen bir insan… Bugün gelişmiş toplumlarda demir yolu ulaşım ağının ne kadar önemli olduğunu görüyorsunuz. Bize yapılan Marshall yardımlarının hikâyesine baktığımızda 'Sadece karayollarınızı yapın.' diyor, 'Demiryolu yapın.' demiyor. İkincisi 'Sizi BM’ye üye yaptık. NATO’nun üyeliğinin gereği olarak sizin ordunuzun, donanımınızın bütün ihtiyaçlarını biz karşılıyoruz, sizin yeni bir şey yapmanıza gerek yok.' diyor. Ama kendileri de bir üst seviyeye gitmişler. Kendi atıklarını ve eskilerini, belki 1930’larda ve hatta I. Dünya Savaşı’nda kullandıklarını 1950’lerde göndererek bize yardımda bulunduklarını söylüyorlar. O zamanlar uçak motoru yapmış bir ülkeyiz. Uçak motorunun maliyeti çok yüksek. Milletin giyecek ayakkabısı, tarla sürecek traktörü yok. Uçak motoru yaptık diye milletin vergisini harcadığımızı söyleyen ve halkın kendilerine kızacağını düşünen de bir iktidar var. Düşünebiliyor musunuz? Yani siz millet için yaptığınızı gerekçe olarak sunuyorsunuz ama neredeyse ihraç kalemleri belli olmuş, siparişleri alınmış Etimesgut’taki fabrikalar kapatılıyor. Bu fabrikaların akıbeti de içler acısı durumlara düşüyor. Şimdi bizlerin gençlere 1939’la 1947 arasını çok iyi okutması lazım. Olayları analitik olarak okuyup meselelerin nereye gittiğini gözlemlersek durum net ortaya çıkar. Şimdi burada Haydar Tunçkanat… Haydar Tunçkanat Atatürkçü ve ulusalcı bir adam ama Atatürk’ten sonraki yapılan bütün organizasyonların ne anlama geldiğini idrak etmiş biri. Haydar Tunçkanat’ın İKİLİ ANLAŞMALARIN İÇYÜZÜ isimli kitabını, anlattığımız dönemi kavramak açısından gençlere özellikle tavsiye ediyorum. Diğer taraftan İsmail Yavuz'un MUSTAFA KEMAL’İN UÇAKLARI: TÜRKİYE’NİN UÇAK İMALAT TARİHİ (1923-2012) isimli kitabında ise 1923 ile 1953 arası süreçte neler olduğuna dair bilgiler mevcut. 1939 Türk-İngiliz-Fransız İttifakı… Bu dönemleri şöyle düşünmek lazım. Ülkeyi muhafaza etmek adına o dönemki reelpolitik sizi bazı konuların içinde mecbur bırakabilir. Fakat bu mecbur bırakmayı bir adım sonra devlet politikası haline getirerek kendi değerlerinizi tasfiye edip Helen-Grek-Latin kültürünü Türkiye’ye taşıyıp bir ulus oluşturmayı düşünmeniz, tarihin seyri içerisinden gelen büyük ulusun hafızasını kabul etmemeniz ve kafanızda planladığınız modern bir toplumla Avrupaî bir devlet olmaya çalışmanız gibi, bu toprakların hikâyesi ve Türk milletiyle örtüşmeyen idealleri, bu projenin ve programın üzerine giydirdiğiniz zaman bazı bunalımlar ortaya çıkıyor. Bir özgüvensizlik, cesaretsizlik… 'Biz kimiz ki bu yüksek ve âlî Avrupa’nın karşısında…' gibi kompleksler peş peşe geliyor."

"İHA ve SİHA’larla terörün başına başına indik"

Türkiye'nin son yıllarda artan savunma sanayii projeleri hakkında çarpıcı açıklamalarda bulunan Ersoy, SİHA ve İHA'ların işlevini ebabil kuşlarına benzetti.

"Türkiye’de son yıllar içerisinde ne oldu? Milletin iradesiyle devletin idaresi birbiriyle bütünleşmeye başladı. Yani devletin içerisine bu bahsetmiş olduğumuz yıllardan sonra yerleştirilmiş olan Gladyo uzantıları başta olmak üzere yerli ve milli olmayan kim varsa milletin iradesini bir yere kadar getirip ordan sonra milletin sözcülüğü değil benim yaptıklarım geçerli diyor. 1961 Anayasası’nda 'Milletin iradesini devletin içindeki kurumlar temsil eder.' Peki kurumlara atamayı kim yapar? Denge denetimi nereden çalışır? Dolayısıyla milletin iradesini hiç almadan, devlet yönetmeye talip olmadan devletin geleceğini planlayabilen bir takım bürokratik oligarklar bu ülkeyi yönetmeye kalktı. Bu yönetim gerek terörle mücadelede gerek milli devlet politikasında çok parçalı milli ülkünün peşinden giden bir anlayışa sahip değildi. Bu dönemdeki kaos, kargaşa neticesinde seri olarak ülkede yaşanan darbeler, ayrılıkçı ve bölücü hareketler ve en son sağdan yaklaşan şeytanla, FETÖ gerçekleriyle, bu millet yüzleşti. Gezi Parkı olaylarından 15 Temmuz’a kadar yaşananları, 15 Temmuz’daki ihanet hareketinin cerahatının patlamasını ve FETÖ ile PKK’nın birlikte yaptığı işgal girişimini milletimiz net bir şekilde gördü. Ve milletin iradesiyle devletin idaresi de Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’yle bütünleşti. Devletin gerek istihbarat merkezleri gerek ekonomik kaynakları gerek dış politikadaki gerekse milli teknoloji hamlesindeki süreçler artık bir merkezden yönetilmeye başlandı. Milli Savunma Sanayi Başkanlığı Cumhurbaşkanlığına bağlı oldu. Cumhurbaşkanlığının talimatlarına göre, 'Siz projeyi geliştirin.', 'Destek verin.' diye parça parça olan bürokratik yapıların her birisi bir telden çalarken konsantre olup sonuca gidilemiyordu. Bu akıbetin ayrı ayrı kesilmesine bakarsanız işin temelinde bunu görürsünüz. İyi niyetli girişimler olmuştur ve biz hep şerlerden sonra hayırla tanışmışız. NATO, ABD kendi dökümsüz olan silahlarını veriyor fakat Kıbrıs çıkartmasında silahlarını kullanamayacağımızı söylüyor. Silaha ihtiyaç duyduğun an sana kota geldi. Hatırlayın terörle mücadelede, PKK ile mücadelede, Almanlar ve Fransızlar yer yer 'Bizim silahlarımızı kullanamazsınız.' dedi. Hatırlayın o dönem içerisinde Alman markası bir tank vardı, başka araçlar vardı. Biz kendimizi işgal altında gibi hissettik. Biz şimdi bu silahları kullanamazsak ne yapacağız? Ne yaptık biz ondan sonra? İşte ebabil kuşu gibi İHA ve SİHA’larla, bir bütün halindeki radarlarla terörün başına başına indik. Bunun en son örneği olarak Azerbaycan ordusu Karabağ’da, Türkiye’den aldığı İHA ve SİHA’larla kendisini gösterdi.  Bu sebepten milli teknoloji ve siyasetin kaçınılmaz olduğunu görmek lazım. Milli feraset bunun tamamlayıcısı ve bunun olmazsa olmazıdır. Ben bir meclis konuşmamda 'Milli Ülkü: Kızıl Elma, Milli Teknoloji: İHA’lar ve SİHA’lar, Milli Feraset: Yörük Ana' demiştim."

"S-400'lere ne ihtiyacımız var diyen zihniyete bu ülke teslim edilmemesi lazım"

S-400'lerin Türkiye için önemi anlatan Prof. Dr. Ruhi Ersoy, ayrıca Türkiye'nin Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Karabağ ve Libya’daki duruşunundan da bahsetti.

"Milletin iradesiyle devletin iradesinin Türk milletinin çocuklarının zekasıyla birleşmesiyle sonucun kaçınılmaz olduğuna inanıyorum. Bu başarıdır. Çünkü biz ilk olarak teknoloji hamlesi yapabilecek, sanat eseri ortaya koyabilecek nitelikli beyinlerimizi Çanakkale’de yedek subaylarımızla kaybettik. İkincisi de bu FETÖ illetiyle kaybettik. FETÖ’ye teslim olmayıp devletin beyin gücü olan ne kadar yetenekli çocuğumuz varsa, ASELSAN’da intihar süsü verilerek şehit edilmiştir. Dolayısıyla devlet netleşme sürecindedir. Bu netleşme süreci milletin iradesinin ve bu bahsetmiş olduğum değerlerin devletin politikasını belirlemesidir. Bunların arasına fitne fesat girmediği takdirde 2023’teki lider ülke Türkiye, 2053 ve 2071 ülküsüne de zemin hazırlayabilecek ve başını gönül coğrafyasına çevirerek dünyada denge unsuru olabilme potansiyelini elinde bulunduracak. Özellikle Kovid sürecinden sonra ABD’nin yaşadığı problemler, Türkiye’yi yükselen güç olarak göstermekte. Doğu Akdeniz hamlesiyle, Kıbrıs’taki Maraş bölgesiyle, Karabağ zaferiyle, Libya’daki duruşumuzla rezerve olarak enerji kaynaklarına erişmemizle alakalı aldığımız inisiyatiflerin akamete uğramaması gerekir. Yani 'S-400’lere ne ihtiyacımız var bizim?', 'Kim saldıracak bize?' diyen zihniyete bu ülkenin teslim edilmemesi lazım. Birlikte proje yaptığınız F-35’leri size vermezler de komşunuza verirlerse ne yapacaksınız? Yani devleti yönetmek oturduğu yerden malumatfuruşluk yapmakla olmuyor. Devlet bir tecrübe işidir. Birikim, hissiyat ve şuur işidir. O sebeple samimiyetle sırât-ı müstakîm üzerinde; bu idealler, inançlar doğrultusunda yürüyenlerin Allah yar ve yardımcısı olsun. Buna katkı veren siz değerli arkadaşlarımıza da tekrar teşekkür ediyorum, tebrik ediyorum."

23°
açık