banner23

banner31

banner24

banner25

19.04.2021, 14:26

"SİHA"

Türk SİHA’larının, yakın zaman önce Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan ve Dağlık Karabağ’ın işgalden kurtarılması ile sonuçlanan savaşta kazanılan galibiyete büyük katkısı oldu. Özünde uçan bilgisayarlar olan bu SİHA’ların kuvvet çarpanına etkisini görebilmek için SİHA tarafından vurulmalarına anlar kala, yaklaşmakta olan sondan bihaber biçimde savunmasız ve çaresizce dolaşan Ermenistan unsurlarının, onları ortadan kaldırmak üzere olan SİHA’nın yükseklerdeki kamerasına yansıyan son görüntülerine bakmak yeterli. Bu resimde görülen tablo, değişen oyunun kurallarına ayak uydurmakta başarısız olanları bekleyen kaçınılmaz sondur.

Türk Savunma Sanayii’nin böylesine bir başarıya imza atmış olması gurur verici ve doğru yolda olduğumuzun bir göstergesi. Bu gelişme, 20. yüzyılın sonlarına doğru yükselişe geçerek çok kısa zamanda insan yaşantısının her alanına nüfuz eden ve hepten dönüştüren bilgisayar devriminin savaş alanına bir yansıması olarak görülebilir.

İşin doğrusu, teknolojide yaşanan bu devrim bir anda tüm dünyayı belirsizliğin hüküm sürdüğü bir kaos çağının içine savurmuş bulunuyor ve tüm dünya bunun etkileri ile çalkalanırken hiç kimse işin sonunun nereye varacağını öngöremiyor. Kesin olan, taşlar yerinden oynuyor ve bu yeni fırsatlar ve yeni riskler doğuruyor. Oluşan riskler varoluşsal düzeyde olduğundan bu kaosu anlamayı ve yönetmeyi öğrenmek tüm ulusların en büyük önceliği haline geldi, çünkü bu gerçek bir beka meselesi. Gelecekte, bunu başarmış olanlar ve başaramamış olanlar arasında var olacak güç eşitsizliği, çok yüksek seviyede olacak. Dahası, bu yarışta geriye düşen ülkelerin bu açığı kapatması giderek zorlaşacak, hatta imkansıza yaklaşacak.

Tarihin başlangıcından beri var olmuş her müreffeh insan topluluğu, bunu kendilerini canları pahasına koruyan savaşçı insanlara borçludur. Gerçekten de vatan topraklarımızın her bir karışı, şehit kanıyla sulanmıştır ve bizler sahip olduğumuz her şeyi şehitlerimize borçluyuz. Şehitler, uğruna savaştıklarının bekası için kendi hayatlarından vazgeçen kahramanlardır.

Tarih, büyük ölçüde savaşçı insanların kahramanlıklarını anlatır. Bu savaşçılar, insan oldukları için, bir yandan insana ait olan merhamet, şeref ve şefkat gibi değerlere, bir yandan da yine insan olmanın getirdiği birtakım sınırlamalara tabii olmuşlardır. Et ve kemikten olan her insan yorulur, acıkır, sıcağa ve soğuğa dayanıksızdır. Ailesini özler, yeri gelir ölmekten korkabilir, başka zaman öldürmekten çekinebilir. Zaman zaman morali bozulur. Taşıyabileceği teçhizat kaslarının gücüyle sınırlıdır. Savaşın hengamesi içinde sesini etrafındakilere duyurması da, etrafındakileri işitmesi de kolay olmaz. Bazı savaşçılar, o kadar disiplinli ve o kadar güçlüdür ki, onların başarılarını tarif ederken insanüstü tabirini kullanırız.

Savaş alanına yansıyan pek çok teknolojik gelişme, insanın bu sınırlarını ortadan kaldırmaya yöneliktir. Zira bu sınırların biraz olsun esnetilebilmesi, savaş alanında önemli kazanımlara yol açabilir. Mesela, İkinci Dünya Savaşı’nda amfetamin kullanan Alman askerlerin bu sayede günlerce durup dinlenmeden ilerlemesi ve Panzer tümenlerinin geçilemez sanılan ormanları yarıp geçmesi Fransız savunmacıları şaşkına çevirmiş, Fransa gibi güya güçlü bir ülkenin çok kısa zamanda hepten işgal edilmesi ile sonuçlanmıştır. Günümüzde komutanlar GPS sistemleri sayesinde emirlerindeki tüm birimlerin konumunu gerçek zamanlı takip edebilmekte ve haberleşme sistemleri sayesinde tüm birimler arasında haberleşme sağlanabilmektedir. Bir zamanlar gök gürültüsünden korkan, uçmayı ancak hayal edebilen insanlar, artık gökleri gürüldeten, gök gürültüsünden bile hızlı gidebilen uçaklara sahipler.

Atlı savaş arabalarının ortaya çıkışından günümüze, yeni teknolojilerin güç çarpanını etkilemesi hep olan bir şey. Ancak şu ana kadar sabit kalan, savaşçılarımızın insan olmasıydı. Şimdi, ilk defa, SİHA gibi, insan olmayan savaşçıların ortaya çıkışına şahit oluyoruz. Bu, üzerine düşünülmesi gereken önemli bir dönüm noktası.

Uçak denilen makine içindeki pilotun kabiliyetlerini artıran bir araç olarak ortaya çıksa da, giderek artan bir şekilde, içinde taşıdığı insan uçağın kabiliyetlerini sınırlandıran bir faktör haline geliyor. Nitekim bir savaş uçağının manevra kabiliyet, içinde oturan insanın dayanabileceği G kuvveti ve tepki hızı ile, ne kadar süre havada kalabileceği ise içinde oturan insanın ne kadar dayanabileceği ile sınırlanıyor. Bunların hepsi bir yana, pilotu olan uçak içinde can taşıyor ve bu uçağı sevk eden komutan, bu canın sorumluluğunu taşıyor. Hipersonik uçuş teknolojisinin giderek önem kazanmakta olduğu günümüzde, insansız hava platformlarının önemi giderek artıyor.

Öte yandan, insansız sistemlerinin güç çarpanı, giderek artan sayıda uç birimin tek noktadan kumanda edilmesi ile katlanarak artma potansiyeline sahip.

Geçtiğimiz dönemde Afganistan ve Irak’ta yaşanan savaşlarda çarpışan tarafların kayıplarına baktığımızda, durumun son derece asimetrik olduğunu görürüz. Açıklanan rakamlardan, bilhassa ABD Özel Kuvvetlerine bağlı birimlerin çok az kayıp vererek karşı tarafa ağır hasar verebildiği anlaşılmaktadır. Bu birimlere mensup askerlerin çok iyi eğitildikleri, en iyi teçhizata sahip oldukları ve hava ve uydu desteğine sahip oldukları göz önünde bulundurulduğunda bu şaşırtıcı bir sonuç değil. Bu başarı, sahip olunan bu avantajlar sayesinde sağlanabilen üstün koordinasyon seviyesi ile savaş sahası hakkında pek çok kaynaktan sürekli toplanan veriyi gerçek zamanlı olarak bir merkezde toplayabilmenin ve buna dayanarak alınan kararların sahadaki iyi eğitimli unsurlar vasıtası ile icra edilmesinin bir sonucu. Ne var ki, bu düzeyde bir koordinasyonun sağlanabilmesi de insan olmanın sınırlarına tabii. En yetenekli askerler en iyi şekilde eğitildiklerinde ve en iyi şekilde donatıldıklarında bile, bu seviyede bir koordinasyonla hareket edebilecek takımlar oldukça küçük olmak zorunda. Doğal olarak, binlerce kişiden oluşan bir birliğin, birkaç kişiden meydana gelen bir takım kadar koordineli hareket edebilmesini sağlamak pek mümkün değil.

Ancak aynı durum insansız sistemler için geçerli olmayabilir. Savaş alanının tamamı hakkında sayısız noktadan gerçek zamanlı olarak bilgi toplayabilen, yapay zeka ile bu bilgiyi anlık olarak işleyebilen ve buna dayanarak kumandanların hem makro hem de mikro düzeyde en doğru kararları alabilmelerine yardım eden karar destek mekanizmalarını sağlayan, alınan kararların havada, karada, denizde, deniz altında ve uzayda bulunan ve her biri son derece yüksek seviyede savaş kabiliyetlerine sahip olan milyonlarca insansız unsuru mükemmel bir koordinasyonla yerine getirilmesini sağlayan, değişen koşulları anında fark ederek komutanları bilgilendiren ve alınabilecek aksiyonlarla ilgili alternatifler üreten bir sistem düşünün.

Böyle bir kabiliyete sahip bir ordu, böyle bir kabiliyete sahip olmayan bir ordu ile karşı karşıya geldiğinde ortaya çıkacak tablo, resimde görülen Ermenistan unsurlarının yaşadığının çok ötesinde bir çaresizlik tablosu olma potansiyeline sahip.

Böyle bir sistemin bugün var olan teknolojilere dayanarak geliştirilmesi mümkündür. Dünyanın dört bir yanında, bu konuda çalışmalar büyük bir hızla yürütülmektedir. Böyle bir sistemin ortaya çıkışı, artık bir zaman meselesidir.

Bu dönüşümün şüphesiz çok geniş etkileri olacaktır. Dahası, böyle bir dönüşümün insanlık için iyi mi kötü mü olacağını kestirmek de zordur. Bir yandan, ön cephede insansız sistemlerin kullanılabilmesi, yaşanan can kayıplarını azaltabilir. Öte yandan, öngörülür gelecekte insan faktörünün yeri doldurulamaz en nihayetinde insana dayanmayan bir sisteme geçilmesinin ciddi sakıncaları olacaktır. Bu sebeple, geliştirilecek sistemlerde insan faktörünün korunması esas olmalıdır. En önemlisi, bu tür sistemlerin yaygın hale gelmesinin yaratabileceği güç çarpanı o kadar büyük ki, bunun yol açacağı eşitsizliğin ne gibi sonuçlara yol açabileceğini söylemek zor. Dünyada bu kadar büyük bir dengesizliğin olması, çeşitli olumsuzluklara yol açabilir. Ayrıca işin bir de siber güvenlik boyutu vardır. Önceki yazımda bahsettiğim SolarWinds olayı, bilgisayar teknolojilerinin beşiği olan ABD’nin en önemli ağlarına, yine ABD menşeili yazılımda bulunan zafiyet vasıtası ile sızılabildiğini gözler önüne serdi. Tabii ki de, bilgisayarlardan meydana gelecek bir silahlı gücün siber güvenlik risklerine karşı korunabilmesi en üst seviyede önem arz etmektedir. İşin bu tarafını, ilerleyen zamanda yazacağım bir diğer yazıda daha detaylı ele almayı planlıyorum.

Bu soruların derinlemesine düşünülmesi tabii ki çok önemlidir. Ancak, “Böyle bir sistemi kimse geliştirmese, daha iyi olur mu?” geçerli bir soru değildir, çünkü böyle bir sistemin geliştirilmesi teknik olarak mümkün olduğu andan itibaren - ki artık mümkündür - bunu biri mutlaka geliştirecektir. Bu, silahlanmanın temel prensibidir.

Çok büyük kuvvet çarpanlarının etkilerini öngörmek kolay değil. Geçmişte buna benzer bir durum, nükleer silahların geliştirilmesi sürecinde de geçerli olmuştu. Bu süreç, sınırlı sayıda ülkenin arasında bir denge politikası oluşmasına yol açtı. Her ne kadar nükleer savaş tehdidi Soğuk Savaş yılları boyunca sürekli devam etmiş olsa bile, böyle bir savaşın galibi olmayacağının ve nükleer savaşın yaratacağı yıkımın ardından geride kalanların (eğer varsa) mahvolmuş bir dünyada yaşamaya mahkum olacağının herkesçe bilinmesi sebebiyle bu, çok şükür ki, gerçekleşmemiştir.

Öte yandan, burada bahsedilen tarzda bir sistemin kullanılması durumunda, bunun yol açacağı yıkım, cerrahi kesinlikte olacaktır. Başka bir değişle, nükleer silahlarda olduğu gibi, dünyanın kullananlara kalmasını engelleyecek bir unsur bulunmamaktadır. İşte bu yüzden, bu konuda geri kalmamak, daha da önemlidir.

Türkiye olarak geliştirdiğimiz SİHA teknolojisinin gücünü hep birlikte gördük. Ne mutlu bize ki, bu güce maruz kalanın değil, sahip olanın perspektifinden gördük. SİHA’ların kullanılmaya başlanması, askeri sistemlerde yaşanacak olan yukarıda tarif ettiğim kaçınılmaz dönüşümün ilk adımı olarak görülebilir. İlerleyen aşamalarda bu güç dengesizliği katlanarak artacaktır. Türkiye olarak bu olaydan gereken dersleri çıkarmalı, elde ettiğimiz ivmeyi artırarak sürdürmeli, bugün sahip olduğumuz avantajların artması için gerekli her çabayı göstermeli ve kendimizi giderek artacak bu güç dengesizliğinin yanlış tarafında bulmamak için seferber olmalıyız.

32°
açık