Defence Blog’da yer alan analize göre, NATO’nun Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlediği zirvede duyurduğu milyarlarca dolarlık savunma yatırımları, yalnızca yeni sözleşmeler anlamına gelmiyor. Bu yatırımların üretime dönüşmesiyle birlikte, modern savunma platformlarında kullanılan kritik elektrik altyapısına yönelik talebin de hızla artacağı değerlendiriliyor. Analizde, üretim kapasitesini sınırlayabilecek en önemli unsurlardan birinin ise çoğu zaman göz ardı edilen kablo ve bağlantı sistemleri olduğu belirtiliyor.
NATO’nun zirve bildirisine göre müttefik ülkeler, Savunma Sanayii Forumu kapsamında hassas vuruş mühimmatlarından hava ve füze savunma sistemlerine kadar uzanan alanlarda 50 milyar doların üzerinde yeni savunma tedarik anlaşması açıkladı. Bunun yanı sıra 20 NATO üyesi, düşman insansız hava araçlarına karşı tespit, elektronik karıştırma ve fiziksel etkisiz hale getirme kabiliyetlerini geliştirmeyi amaçlayan Drone Edge adlı beş yıllık ve 40 milyar dolarlık yatırım programına katılmayı taahhüt etti. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, girişimin 20 üye ülke tarafından imzalandığını duyurdu.
Kalifikasyon süreci üretimin önündeki en büyük engellerden biri
Analize göre açıklanan bu anlaşmaların tamamı zaman içerisinde üretim siparişlerine dönüşecek. Füze sistemleri, insansız hava araçları, zırhlı araçlar ve askeri hava platformlarının üretiminde kullanılan elektrik kabloları, veri iletim hatları ve bağlantı elemanları ise bu sürecin vazgeçilmez bileşenleri arasında yer alıyor. Bu nedenle söz konusu ürünlerde yaşanabilecek tedarik sorunlarının, üretim takvimlerini doğrudan etkileyebileceği ifade ediliyor.
Askeri üreticilere kablo, kablolama ve bağlantı çözümleri sağlayan WireMasters şirketinin Kıdemli Tedarik Zinciri Direktörü Ryan Barnhart, savunma üretimindeki temel darboğazlardan birinin “kalifikasyon” süreci olduğunu belirtiyor. Bir kablo veya bağlantı bileşeninin askeri platformlarda kullanılabilmesi için kapsamlı testlerden geçirilmesi ve ilgili platform için resmi onay alması gerekiyor. Onaylanan bir parçanın farklı bir üreticinin ürünüyle değiştirilmesi ise yeniden mühendislik değerlendirmeleri, teknik dokümantasyon güncellemeleri ve müşteri onaylarını gerektiriyor. Analizde, bazı ürünlerde bu sürecin 12 ila 24 ay sürebildiği, bunun da üretimin hızla artırılması gereken dönemlerde ciddi gecikmelere neden olabileceği kaydediliyor.
Defence Blog analizinde, en büyük baskının yüksek sıcaklığa dayanıklı havacılık kabloları ile uçak ve zırhlı araçlarda kablo demetlerini koruyan özel kablo yönetim ekipmanlarında yaşandığı belirtiliyor. Bu ürünlerin özel malzemeler ve askeri standartlara yönelik sertifikasyon gerektirmesi nedeniyle yalnızca sınırlı sayıdaki onaylı üretici tarafından üretilebildiği, NATO ülkelerinde aynı anda birçok savunma programının üretime hız vermesinin ise mevcut tedarik zinciri üzerindeki baskıyı artırdığı ifade ediliyor.
Yeni nesil teknolojiler kablo ihtiyacını artırıyor
Analizde NATO’nun da savunma planlamasında elektronik açıdan daha karmaşık sistemlere yöneldiğine dikkat çekiliyor. İttifak, yatırım planının caydırıcılık ve savunmayı güçlendirecek kuvvet, kabiliyet, kaynak, altyapı, harekâta hazırlık ve dayanıklılığı sağlamayı hedeflediğini belirtirken; yapay zekâ, otonom sistemler, biyoteknoloji ve kuantum teknolojileri gibi gelişmekte olan teknolojilerin modern savaşın karakterini değiştirdiğini vurguluyor. Bu teknolojiler üzerine geliştirilen platformların daha yoğun ve daha hassas güç ile veri kablolamasına ihtiyaç duyması, mevcut talebi daha da artırıyor.
Haberde ayrıca bu üretim baskısının temelinin, 2025 yılında Lahey’de düzenlenen NATO Zirvesi’nde alınan savunma harcamalarını artırma kararına dayandığı hatırlatılıyor. NATO verilerine göre Avrupa’daki müttefikler ve Kanada, söz konusu taahhüdün ardından temel savunma yatırımlarını 139 milyar doların üzerinde artırdı. Ankara Zirvesi’nin ise bu bütçe taahhütlerinin büyük ölçekli savunma sözleşmelerine dönüşmeye başladığı aşama olduğu değerlendiriliyor.
Analizde örnek olarak, Ankara’daki forum sırasında açıklanan Lockheed Martin ile Rheinmetall’in Almanya’da ortak ATACMS füzesi üretimine yönelik anlaşmasına da yer veriliyor. Bu kapsamda üretilecek her füzenin, kalifikasyonu tamamlanmış kablo demetleri ve bağlantı sistemlerine ihtiyaç duyacağı, bunun da tedarik zincirindeki baskının somut örneklerinden biri olduğu ifade ediliyor.
Sorun yalnızca kablolarla sınırlı değil
Bununla birlikte tedarik zincirindeki risklerin yalnızca kablo ve iletkenlerden ibaret olmadığı belirtiliyor. Konektör aksesuarları, backshell bileşenleri ve elektromanyetik koruma malzemelerinin de üretim sürecinde kritik rol oynadığı, bakır, gümüş, altın ve nikel gibi metallerde yaşanabilecek fiyat dalgalanmalarının teslimat sürelerini etkileyebileceği aktarılıyor. Ayrıca eksik teknik dokümantasyonun da malzemelerin denetim süreçlerinde bekletilmesine veya envantere alınamamasına neden olabileceği ifade ediliyor. Analize göre dağıtım ortakları ise talep planlaması, kablo hazırlama ve kit oluşturma gibi katma değerli hizmetlerle üreticilerin üzerindeki baskının bir bölümünü hafifletebiliyor.






