Polonya Savunma Grubu bünyesindeki şirketler tarafından geliştirilen Ağır Piyade Savaş Aracı CBWP’nin tam ölçekli gösterim aracı MSPO 2026’da ilk kez sergilendi. Yaklaşık 40 ton ağırlığındaki araçta 1000 beygirin üzerinde güç üreten motor ve ZSSW-30 kule sistemi bulunuyor.
Polonya’nın zırhlı birliklerine yönelik geliştirdiği yeni nesil ağır piyade savaş aracı Ciężki Bojowy Wóz Piechoty (CBWP), MSPO 2026 savunma sanayii fuarında ilk kez tam ölçekli olarak kamuoyuna gösterildi.
CBWP, aralarında Huta Stalowa Wola’nın da bulunduğu Polonya Savunma Grubu şirketleri tarafından geliştiriliyor. Program, Polonya Silahlı Kuvvetlerinin yüzer kabiliyetli Borsuk’tan daha ağır ve daha yüksek koruma seviyesine sahip bir piyade savaş aracına yönelik ihtiyacını karşılamayı amaçlıyor. Aracın Abrams tanklarının yanı sıra diğer zırhlı tugaylarla birlikte görev yapması öngörülüyor.
Fuarda sergilenen araçta, halihazırda Rosomak ve Borsuk platformlarında kullanılan ZSSW-30 uzaktan komutalı kule sistemi bulunuyor. Bu konfigürasyonda Mk 44/S Bushmaster II topu, makineli tüfek ve Spike-LR tanksavar güdümlü füze lançeri yer alıyor.
Bununla birlikte CBWP için farklı silah seçenekleri de değerlendiriliyor. Bunlar arasında 40 mm top taşıyan bir konfigürasyon ile 105 mm topa sahip ateş destek aracı seçeneği bulunuyor.
Defence24’ün aktardığı bilgilere göre CBWP, balistik dayanım testleri de dahil olmak üzere test sürecinin önemli bir bölümünü tamamladı. Aracın ağırlığı yaklaşık 40 ton seviyesinde bulunuyor. Borsuk’un ağırlığının ise 28 ton olduğu belirtiliyor.
MSPO 2026’da gösterilen araçta 800 kW gücünde MTU motor ve Amerikan yapımı bir şanzıman kullanılıyor. Motor gücü 1000 beygirin üzerine çıkıyor.
CBWP’nin nihai ekipman ve silah konfigürasyonu henüz kesinleşmiş değil. Geliştirme çalışmalarının devamında arazi ve poligon testleri gerçekleştirilecek. Nihai yapılandırmanın, Polonya Silahlı Kuvvetleri ile yürütülecek görüşmeler doğrultusunda şekillenmesi bekleniyor.
Mevcut konfigürasyonuyla CBWP, SAFE programının kullanılan teknolojilerin en az yüzde 65’inin Avrupa Birliği kaynaklı olması şartını karşılıyor. Programın planlandığı şekilde ilerlemesi halinde aracın 2029 yılında seri üretime geçmesi mümkün olacak.






