İran’da Terör Eyleminin Kodları: 3 Soruda 3 Ocak Bombalı Saldırısı

3 Ocak 2024 günü İran’ın Kirman eyaletinde, İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü eski Komutanı Kasım Süleymani’nin ölüm yıldönümü dolayısıyla gerçekleştirilen anma son derece büyük ve şiddetli bir terör saldırısının hedefi oldu. Geniş kalabalığın geçiş yaptığı güzergâha döşenen bombaların infilak ettirilmesi sonucunda son belirlemelere göre yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi ise yaralandı. Olayın gerçekleşmesinin ardından kısa bir süre içerisinde İranlı güvenlik yetkilileri ve resmi makamlar patlamaların bir terör eylemi olduğunu açıkladı. Bu açıklamalar, söz konusu terör eyleminin failleri, dış bağlantısı ve amacı konusunda pek çok yorum ve değerlendirmeyi beraberinde getirdi. Bu çerçevede, 3 soru düzleminde bu terör eyleminin arka planına ve farklı boyutlarına ilişkin bütünsel bir görünüm sunmak mümkündür.

Fail Kim?

Kirman’da gerçekleştirilen bombalı terör eyleminin ardından yanıt aranan ilk soru, bu eylemin hangi örgüt tarafından gerçekleştirildiği olmuştur. Eylemi şu ana kadar herhangi bir örgütün üstlenmemiş olması bu soruyu derinleştirdiği gibi yanıtı ise aynı ölçüde muğlaklaştırmıştır. Bununla birlikte, eylemin tipi, hedefi ve gerçekleştirildiği bölge ele alındığında, eylemin muhtemel failleri hakkında bir çıkarım ortaya koymak mümkün hale gelmektedir. Bu bağlamda, eylem tipinin bombalı saldırı olması, eylem hedefinin büyük kalabalıklar/kitleler olarak belirlenmesi ve eylemin gerçekleştirildiği Kirman bölgesinin özellikleri, muhtemel faillerin kimliklerinin saptanması açısından olasılık çerçevesini sınırlandırmakta ve daraltmaktadır. Pek çok yorum ve değerlendirmede DEAŞ terör örgütünün söz konu eylemin faili olduğu yönünde iddialar kendisini göstermesine karşın DEAŞ’ın İran içerisinde gerçekleştirdiği terör eylemleri incelendiğinde bu eylemin farklı bir örüntüyü yansıttığı anlaşılabilmektedir. Zira DEAŞ, 2015 yılından itibaren İran içerisinde terör eylemleri gerçekleştirmeye başlarken, eylem tipinin daha çok silahlı saldırı ve baskın, eylem hedeflerinin ise resmi kurum binaları veya dini mekânlar olduğu bir örüntü ortaya koymuştur. Bu durum en somut biçimde 2017 yılında Tahran’da İran meclisine ve Ayetullah Humeyni’nin kabrine yönelik olarak gerçekleştirilen saldırı ve 2022 ve 2023 yıllarında, Şiraz’da bulunan Şah Çerağ türbesine yönelik terör eylemleri olmuştur.

IMG-20240104-WA0005

Buna karşın, 3 Ocak saldırılarının nitelikleri değerlendirildiğinde, Cundullah örgütünün ardılı olan Ceyşül Adl ve Ensar el Furkan örgütleri muhtemel failler olarak konumlanmaktadırlar. Kendilerini Cundullah örgütünün mirasçısı ve halefi olarak sunan ve İran’ın Sistan-Beluçistan eyaletinde faaliyet gösteren her iki örgüt, yalnızca ideolojik ve söylemsel olarak değil, örgütsel davranış modelleri ve eylem stratejisi bağlamında da Cundullah örgütünün geleneğini sürdürmektedirler. Söz konusu örgütsel gelenek özellikle eylem stratejisi bağlamında değerlendirildiğinde, bombalı eylem tipini esas alan, geniş kitlelere ve kalabalıkları hedef olarak belirleyen anlayışın Ceyşül Adl ve Ensar el Furkan örgütleri tarafından da benimsendiği görülmüştür. 2013 yılından itibaren, Sistan-Beluçistan eyaletinde yaşanan terör eylemleri incelendiğinde, Ceyşül Adl ve Ensar el Furkan örgütlerinin, söz konusu eylemlerin failleri oldukları ve belirtilen eylem stratejisini yansıttıkları görülmüştür. Bu noktada, 3 Ocak eylemi eylem stratejisi ve Kirman bölgesinin Sistan-Beluçistan eyaletine komşu bölge olması bağlamında değerlendirildiğinde muhtemel faillerin Ceyşül Adl ve Ensar el Furkan örgütleri olarak ön plana çıktığını söylemek mümkün hale gelmektedir.

Dış Bağlantı İddiaları Gerçekçi mi Yanıltıcı mı?

Kirman’da meydana gelen terör eyleminin ardından en sık biçimde ön plana çıkarılan iddia bu eylemin dış bağlantısına; özellikle ABD ve İsrail tarafından yönlendirildiği veya koordine edildiğine dair görüşlerde kendisini göstermiştir. Bu görüş ve değerlendirmeler, İran’da yaşanan pek çok farklı terör eyleminin ardından gündeme getirilmektedir. Bu noktada, “İran’da terörizm-ABD ve İsrail desteği” biçiminde ifade edilebilecek olan ilişki verili bir unsur veya denklem sabiti olarak sunulabilmektedir. 3 Ocak eylemi, Ortadoğu’daki mevcut konjonktür; İsrail-Hamas çatışması ve bölgesel etkileri bağlamında bu duruma bir örnek olarak değerlendirilmiştir. Fakat verili unsur ve denklem sabiti olarak konumlandırılan bu ilişkiyi farklı boyutlardan ele almak söz konusu değerlendirmelerin gerçekçi ve yanıltıcı yönlerini ortaya koymak adına gereklilik halini almaktadır.

İran’da yaşanan terör eylemleri ile ABD ve İsrail’in bu eylemlere dahli ve terör örgütlerine yönelik desteğinin verili bir unsur ve denklem sabiti olarak kabul eden yaklaşım makro düzeyde gerçeklik ve tutarlılık arz etmektedir. Zira ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik tutumları göz önüne alındığında, bu iki ülkenin, İran’ı istikrarsızlığa sürükleyecek güvenlik sorunlarını derinleştirecek hamleler yapmaları ve ilgili terör örgütlerine farklı boyutlarda destek sunmaları şaşırtıcı olmayacaktır. Nitekim İran’da faaliyet gösteren ayrılıkçı Kürt, Arap ve Beluç silahlı grupların ABD ve İsrail tarafından farklı boyutlarda desteklendikleri bugün itibariyle açık bir gerçeklik olarak kendisini göstermektedir. Bununla birlikte, İran’da sıklıkla ortaya çıkan kitlesel gösteriler ve halk hareketlerinde de ABD ve İsrail’in bu hareketlere yönelik destekleri de pek çok kez gözlemlenmiş ve deneyimlenmiştir. Bu bağlamda, ABD ve İsrail’in, İran’da meydana gelen terör eylemlerindeki dahlini verili bir unsur olarak konumlandıran yaklaşımın genel düzlemde ve makro planda gerçekçilik taşıdığını söylemek mümkündür.
Buna karşın, söz konusu yaklaşım, İran’ın iç dinamikleri; sosyo-ekonomik ve sosyo-politik koşullar ile terör hareketleri arasındaki ilişkiyi gölgelemekte ve bu bağlamda bir yanılgı zemini oluşturmaktadır.

IMG-20240104-WA0009

İran’daki terör hareketleri ve örgütleri bu çerçevede değerlendirildiğinde, yoksulluk, kalkınma sorunları başta olmak üzere siyasal ve toplumsal sistemdeki baskılar, eşitsizlik ve adaletsizlik algısı ve etnik kimlik talepleri gibi bir dizi faktörün bu hareketleri sürekli biçimde yeniden ürettiğini gözlemlemek mümkündür. Bununla birlikte, her bir silahlı grubun örgütsel stratejisi doğrultusunda belirli eylem örüntüleri ve süreklilikleri de söz konusu olmaktadır. Örneğin, İran’ın Kürdistan ve Batı Azerbaycan bölgelerinde İKDP, PJAK ve Komele örgütleri ile İran sınır muhafızları ve DMO arasında sıklıkla çatışmalar yaşanırken, Sistan-Beluçistan eyaletinde ise Ceyşül Adl ve Ensar el Furkan örgütlerinin eylemleri bir süreklilik ve örüntü göstermektedir. Bu bağlamda, 3 Ocak eylemi çerçevesinde ABD ve İsrail dahlini makro düzeyde verili bir unsur olarak kabul etmek mümkünken ülkenin özgün koşulları ve sorunlarının terör hareketleri ile ilişkisini ve silahlı grupların örgütsel stratejilerinin belirleyiciliğini de göz ardı etmemek gerekmektedir.

İran’da İstihbarat Başarısızlığı “Yeni Normal” Haline Mi Geliyor?

Son olarak İran’da meydana gelen terör eylemleri bağlamında sıklıkla gündeme gelen istihbarat zafiyeti ve başarısızlığı konusu dikkat çekmektedir. İran’da yaşanan sabotaj olayları ve terör eylemlerinin ardından, Devrim Muhafızları Ordusu istihbarat birimi ve İstihbarat Bakanlığı arasındaki rekabetin etkileri yeniden tartışmaya açılmaktadır. Bu noktada, İran’da iç güvenlik bağlamında yaşanan olumsuz gelişmeler ve başarısızlıklar istihbarat başarısızlığı ve istihbarata karşı koyma (İKK) zafiyeti ile ilişkilendirilmektedir. Bu durum söz konusu iki kurumun tepkilerin odağı haline gelmesine neden olmakta; iki kurum arasındaki rekabetin güvenlik açığı oluşturacak bir seviyeye ulaştığı yönünde bir kanaati doğurmaktadır. Özellikle son yıllarda meydana gelen gelişmeler; 2017 yılında, Tahran’da İran Meclisine ve Ayetullah Humeyni Türbesi’ne yönelik terör saldırıları, 2018 yılında Ahvaz’da askerî geçit törenine yönelik terör saldırısı, Ağustos 2020’de Natanz Nükleer Tesislerine yönelik olarak gerçekleştirilen sabotaj ve yine 2020 yılında gerçekleştirilen Fahrizade suikastı sonrasında iki kurumun birbirine yönelik suçlamaları doruğa ulaşmıştır. Bu süreçte İKK başarısızlığı ve sızma iddiaları ciddi biçimde ortaya konmuş ve dikkat çekmiştir. Bu durum, 2020 yılı sonrasında da yaşanan pek çok terör eylemi de göz önüne alındığında, İran’da özellikle iç güvenlik istihbaratı bağlamında yaşanan başarısızlığın; kurumlar arası ihanet ithamlarının, sızma iddialarının bir “yeni normal” haline gelmeye başladığına işaret etmekte ve 3 Ocak eyleminin öngörülememesi ve önlenememesi açısından da örneklik teşkil etmektedir.

Yazar: Dr. Çağatay Balcı

Editör : SavunmaTR Editör Birimi

Buy JNews Buy JNews Buy JNews
REKLAM

Benzer Haberler

Hoşgeldiniz

Aşağıdaki hesabınıza giriş yapın

Şifrenizi Sıfırlayın

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi giriniz.